2007: Türkiye'nin makas değiştirdiği yıl

Cumhuriyet tarihinin siyasi açıdan en yoğun geçen yıllarından birinin son günlerindeyiz.

Cumhuriyet tarihinin siyasi açıdan en yoğun geçen yıllarından birinin son günlerindeyiz. Yaşadıklarımızı anlamaya çalışmanın zamanıdır.
İnanması zor, fakat bütün şunlar bir yıl içinde oldu:
Hrant Dink'in öldürülmesi, İstanbul'daki 100 bin kişilik cenaze, Malatya'da üç Hıristiyan misyonerin öldürülmesi, görkemli Cumhuriyet mitingleri, 27 Nisan e-muhtırası, Anayasa Mahkemesi'nin 367. madde kararı, genel seçimler ve AKP'nin yüzde 47'lik zaferi, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Abdullah Gül'ün seçilmesi, Anayasa referandumu, yükselen PKK saldırıları, Kuzay Irak tezkeresi, Kuzay Irak operasyonu...
Bunlara Sarkozy-Merkel ikilisinin Türkiye'yi Avrupa'dan dışlama ve 'Küçük Asya'ya hapsetme adımlarını, Bush-Erdoğan görüşmesini, İran-Türkiye yakınlaşmasını da ekleyebilirsiniz.
Müthiş dolu bir yıl. Gerçek anlamı zaman ilerledikçe daha iyi anlaşılacak bir yıl.
Ben 2007'ye 'Türkiye'nin makas değiştirdiği yıl' nitelemesini uygun buluyorum.
Türkiye 1923'ten 2007'ye kadar çökmüş, çok halklı bir imparatorluktan çağdaş bir ulus-devlet yaratma projesi olarak yol aldı. Hızlandığı, yavaşladığı, patinaj yaptığı oldu. Ama ısrarla hep aynı raylar üzerinde kaldı ya da kalmaya zorlandı.
22 Temmuz seçiminin sonuçları ve Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesiyle ülke, küresel sermayenin ve seçmen çoğunluğunun isteğiyle makas değiştirdi. Kemalist ulus-devlet tasarımının yerine küresel yönelimlere göre tasarımlanmış bir postmodern ülke modeli kondu.
Şimdi tren o yönde ilerliyor: Biraz demokrasi, biraz din, biraz mahalle baskısı, biraz özgürlük, ama ille dünyaya açılma ve bol tüketim... 21. yüzyıla özgü yamalı bir oluşum...
Bunu, bitene ağıt olarak yazmıyorum. Biten boşuna bitmemiştir. Ama gördüklerim, gelecek için bayram yapmama da izin vermiyor.
Bu yıl birkaç kez yazdığım gibi, alacakaranlıktayız. Şafak vakti mi, yoksa gurup mu henüz bilemiyoruz.
Eski rejimin kimi köhne takıntılarının ortadan kalkması ve sivil özgürleşmeyle ortaya çıkan enerji elbette önemli. Çevrenin de oyuna katılmasıyla oluşacak güç, ülkenin bazı müzmin sorunlarını aşmasını sağlayabilir.
Ancak, yüksek voltajın rizikosu da var: Taşradaki özgürleşmeyle ortaya çıkan elektrik makas değiştirmiş olan treni bir ikinci, üçüncü makasa sıçratabilir...
22 Temmuz'dan bu yana Türkiye adım adım bir konsolidasyon yaşıyor. AKP'lilerin ilk dönemde şikâyet ettikleri tüm engeller ortadan kalktı. Karşı mevziler tasfiye edildi. Her yere istediklerini yerleştiriyor, istedikleri yasaları çıkarıyorlar. Önleri açık.
Karşılarında doğru dürüst bir muhalefet bile yok. (Ama Cumhuriyet mitinglerinde meydanları dolduranlar başka ülkeye gitmedi.) Kendi medyalarını oluşturmakta büyük yol aldılar. (Ötekilerinin işlevi daha da önem kazanıyor.)
2008'e işte bu koşullar altında giriyoruz.
Yorgun, kaygılı ve gene de umutlu... Ne de olsa genç bir ülke burası...
Tren, haritası olmayan bir bölgede, radarsız ilerliyor. Durun bakalım.