22 Temmuz sonrasına bakış

Seçim tarihi belli olduğuna ve 27 Nisan gecesi kalkan toz duman biraz dağılmaya başladığına göre 22 Temmuz sonrası Türkiye'si hakkında konuşmaya başlayabiliriz.

Seçim tarihi belli olduğuna ve 27 Nisan gecesi kalkan toz duman biraz dağılmaya başladığına göre 22 Temmuz sonrası Türkiye'si hakkında konuşmaya başlayabiliriz.
Bu konuşmaya şu öncülden başlanması gerektiği inancındayım:
Kayıtsız şartsız birinci önceliğimiz Türkiye'nin çağdaş demokrasi olma yolunda ilerlemeye devam etmesidir!
Miting meydanlarında da yüz binler tarafından da haykırıldığı üzere, bu ilerlemenin karşısına iki engel çıkabilir: Şeriat ve darbe.
Bence şeriat, Türkiye'ye en az 50, darbe ise en az 25 yıl kaybettirir.
Şeriat tehlikesinden söz ederken AKP'nin şeriatcı bir parti olduğunu söylemiyorum. Ancak AKP'nin ısrarla yürüttüğü adım adım İslamileştirme yöneliminin günün birinde Türkiye'yi geri dönülemeyecek noktaya kadar getirebileceği kaygısını paylaşıyorum.
'Sert laiklik'ten 'ılımlı İslam'a geçişten söz ediliyor. Su nereye kadar ılıtılacak? Ilık suyun kaynama noktasına ulaşması bir derece meselesidir ve rakıma göre değişir!
Günümüzde 'mortgage' gibi kanunlar çıktıktan sonra Diyanet İşleri'nden dine uygunluk konusunda fikir soruluyor. Onlar da, 'Bu işler bizi ilgilendirmez' demek yerine bayağı fetva veriyorlar! Yarın öbür gün, yasalar çıkmaya başlamadan önce, fikir sorulmaya başlandığında (Haykırışlar: 'Salt danışma için canım, zaten yüzde 99 Müslüman değil miyiz!..') kaynama noktasına gelinmiş demektir.
Sonrası fokurdamadır. Türkiye pişer!
Darbenin getireceği yıkım da vahimdir. Ardından yerleşecek otoriter rejim ülkenin yaratıcı kaynaklarını boğacağı gibi, Türkiye'yi uluslararası düzlemde savunulamaz hale getirir. Türkiye bölünür!
Bu çerçevede 'Ne şeriat, ne darbe!' sloganı tam hedeftedir.
Böyle baktığımızda ve 27 Nisan gelişmelerini de göz önüne aldığımızda, Türkiye'de demokrasinin normal yolunda ilerlemesi açısından en arzu edilir sonuç hangisidir?
AKP'nin şimdiki görünümü ve kadrolarıyla devam etmesi, her iki tehlikeyi de canlı tutar. AKP'nin bir merkez partisi olarak kendisini yeniden tasarımlaması kaçınılmaz hale gelmiştir.
Bunun yapılıp yapılmadığını önümüzdeki haftalarda göreceğiz.
CHP ile DSP'nin bir formül bularak bütünleşmesi ve seçimlerden başarıyla çıkması istim alacak, her iki tehlikeyi de azaltacaktır. Bunu başarabilirler mi? Pek umutlu değilim.
Bu durumda DYP ile ANAP'ın birleşmesinden oluşacak Demokrat Parti kilit öğe haline geliyor. Bu parti şeriat ve darbe kutuplarına eşit mesafe koyduğu sürece korkuları yatıştırıcı bir rol oynayabilir. Tüm sistemin dengeleyicisi olabilir.
Bunu tek başına yapabileceği gibi, AKP'nin ya da birleşik solun koalisyon ortağı olarak da yapabilir.
Bakalım bu zor işin altından kalkabilecekler mi?