28 Şubat'tan çıkan dersler

Bin yıl süreceği söylenen 28 Şubat'tan 10 yıl sonra geriye ne kaldı? 10'uncu yılında 28 Şubat'ın bilançosunu soğukkanlı bir şekilde değerlendirmeye başlayabilir miyiz?

Bin yıl süreceği söylenen 28 Şubat'tan 10 yıl sonra geriye ne kaldı? 10'uncu yılında 28 Şubat'ın bilançosunu soğukkanlı bir şekilde değerlendirmeye başlayabilir miyiz?
İlk bakışta, 28 Şubat sürecinin net ve açık bir yenilgiyle ya da iflasla sonuçlandığı söylenebilir. Öyle ya, 28 Şubat'ta 'dinci'leri hükümetten uzaklaştırmak için harekete geçenler, bugün bırakın hükümeti, devletin en yüksek makamını, cumhurbaşkanlığını benzer kadrolardan kurtarma çabasındalar!
28 Şubat'ın hedefleri arasında herhalde o devirde Necmettin Erbakan'dan bile radikal sayılan Recep Tayyip Erdoğan'ı cumhurbaşkanı yapmak yoktu!
Savunucularına sorulacak olursa, 28 Şubat 'post-modern müdahalesi' birtakım 'bilimsel' projeksiyonların ortaya koyduğu 'kötüye gidiş'ten ülkeyi kurtarmak amacıyla yapılmıştı. Bu projeksiyonlara göre, ülke hızlı bir İslamileşme trendi içindeydi. İmam-hatip mezunlarıdaki artış, yeşil sermayenin gerçekleştirdiği büyüme, dinci medyanın yükselişi ve devlet kurumlarının tarikatçı kadroların egemenliğine geçmesi gibi süreçler tehlikeli noktalara ulaşmak üzereydi. Bu trendlerin acilen kesilmesi zorunluydu, yoksa yarın çok geç olacaktı!
O sırada Kanal D'de yapmakta olduğum bir televizyon programına konuk olan bir emekli general, "2006 yılı dönüm noktası olabilir. Türkiye Cumhuriyeti'nin darbesiz, iç savaşsız bir şekilde şeriatcıların eline geçmesi, o yıl geri dönülmeyecek noktaya ulaşabilir" demişti.
Bazı okurlarımın yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerini de düşünerek 'Bir yıl gecikmeyle de olsa o noktaya ulaşılmak üzere!' diye düşündüklerini biliyorum. Ülkemizde böyle düşünen pek çok insan var.
Ben de kaygılıyım, ancak onlar kadar karamsar değilim.
Şundan değilim: Ben, Türkiye'nin çağdaş ve demokratik bir toplum olma yolunda 'geri dönülemeyecek nokta'yı geçtiğini düşünüyorum. Türk demokrasisinin fren sistemlerinin son beş yıl içinde oldukça iyi bir sınav verdiğine, Türk halkının şeriat toplumunun dar gömleğine sığmayacak kadar gelişip gürbüzleştiğine, Türkiye'nin demokratik dinamiklerinin sanıldığından daha güçlü olduğuna inanıyorum.
Öte yandan, görüldü ki, 28 Şubat gibi açık ya da örtülü askeri müdahaleler geri tepiyor. Toplumdaki kimi yönelimleri yukarıdan emirlerle, ya da kısıtlayıcı yasalarla durdurabilmek mümkün değil. Toplum mühendisliği genellikle başarısız kalıyor. Sonuç, istenenin tam tersi oluyor.
İstenmeyen sosyolojik dinamikleri dengelemenin en iyi yolu, karşı toplumsal dinamikleri harekete geçirmek, onların gelişmesine yardımcı olmaktır. Demokrasi işte bunun için var, demokrasiye yönelik saldırılara işte bunun için hep birlikte karşı çıkmak gerekiyor.
Sivil toplum yalnızca 'kötülük'lerin değil, onların çarelerinin de, özgür tartışma ortamında üretildiği zemindir. Yeter ki, bu zemin, bağnazlıklarla, paranoyakça korkularla ve linç kalabalıklarıyla zehirlenmesin.
Darbelere, darbe şakşakçılığına, topluma deli gömleği giydirme çabalarına harcanan enerjiler toplumu iletişim, eğitim ve ikna yoluyla değiştirmeye yönelse, sonuçlar çok daha olumlu olacaktır.