367 sancısı ve asıl hastalık

Abdullah Gül'ün adaylığa atandığı belli olduktan sonra cumhurbaşkanı seçimi serencamımızla ilgili yazımı şöyle bitirmiştim...

Abdullah Gül'ün adaylığa atandığı belli olduktan sonra cumhurbaşkanı seçimi serencamımızla ilgili yazımı şöyle bitirmiştim:
"Peki, aylar süren bu çelik çomak, papatya falı, niyet okuma faslından ne öğrendik? Ne olacak, cumhurbaşkanının nasıl seçilmemesi gerektiğini öğrendik."
Aslında ders devam ediyor. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde oylamanın ilk turu var. Bu kez de karşımızda birkaç ay önce farkında bile olmadığımız 367 problemi bulunuyor. Meclis'e Başkan hariç 367 milletvekili girecek mi, yoksa girmeyecek mi? Girmezse CHP oylamayı Anayasa Mahkemesi'ne götürecek mi, yoksa götürmeyecek mi?
367 kod adlı konu hakkında kafanızı şişirecek değilim. Konunun uzmanları yeterince yazıp çizdiler, konuştular. Başta Meclis Başkanı Arınç olmak üzere iktidar mensupları bunun gerçek bir sorun olmadığını öne sürüyorlar. CHP ise son sözü Anayasa Mahkemesi'nin söylemesini istiyor.
Hukuk mantığı ile matematiksel mantık uyum içinde olmak zorunda mıdır? Emin değilim, ama olaya ilkokul aritmetik problemleri düzeyinde baktığımda bana 367+1 gerekirmiş gibi geliyor. Yoksa, ilgili maddede 'üçte iki' çoğunluktan niye söz edilsin. Meclis'teki sandalyelerin çoğuna sahip olanlar ilk iki turda kendilerini hiç sıkmaz, 184, 184, geçiştirir, üçüncü ya da dördüncü turda istediklerini 276 ya da 184 oy ile seçerler. Anayasa partileri bu türden bir muvazaayı teşvik ediyor olabilir mi?
Elbette edemez diyeceğim, ama bu Anayasa o kadar kötü kaleme alınmış bir Anayasa ki, o anlam çıksa da şaşırmam.
Evet, öğrendiğimiz bir şey daha: Türkiye bu maddelerle cumhurbaşkanı seçmeye devam edemeyeceği gibi, bu seçim sistemiyle yola devam edemez. Bütün yapıyı daha demokratik esaslara göre tasarımlayacak kapsamlı bir siyasal reformun zamanı gelmiştir.
Üstelik bu reformun, artık Türkiye üzerine fazla bir etkisi kalmamış olan Avrupa Birliği baskısı olmaksızın, doğrudan doğruya kendi siyasi kadrolarımızın inisiyatifiyle gerçekleşmesi 'iç dinamik-dış dinamik' tartışmasına da son verip, 'Ankara kriterleri' vaadinin boş laf değil gerçek olduğunu ortaya koyacaktır. Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecimizi 'ister inan ister inanma' müzesini geziyormuşcasına bir hayret içinde izleyen dünyanın Türk demokrasisine saygısı artacaktır.
Büyüyen, farklılaşan, sekülerleşen, dünyaya açılan ama bu nedenlerle dehşet verici korku ve evhamlara da kapılan Türkiye'nin, kendisini hakkıyla temsil edecek adil bir temsil sistemine ihtiyacı var.
Temsil açığı Meclis'te kapatılmazsa başka yerlere taşar. Gül'ün Çankaya'ya çıkmasıyla tepeden tırnağa AKP'leşmiş, dengesi bozulmuş ve frenleri boşalmış bir siyasal sistem ülkeyi bekleyen dev sorunlarla başa çıkamaz. Cezasını hep birlikte çekeriz.