ABD ve Türkiye'de cumhuriyet ve demokrasi

Herkes dengi dengine: Amerikalı dostlarımın çoğu benimkine benzer şeyler düşünen, solcu anlamında 'liberal', açık fikirli, 'ilerici' kimselerdir.

Herkes dengi dengine: Amerikalı dostlarımın çoğu benimkine benzer şeyler düşünen, solcu anlamında ‘liberal’, açık fikirli, ‘ilerici’ kimselerdir.
Bu kez gittiğim taşra kentinde kendimi normal olarak pek konuşma şansı bulmadığım bir kesimin ortasında buldum: Cumhuriyetçi Parti’yi destekleyen ve Başkan Obama’dan nefret eden ‘sağcı’lar.
Kızıştırıcı birkaç soru sorunca alevleniverdi tartışmalar. Obama yönetiminin zenginlere yeni vergiler koymasından yakınıyor, bunu Amerika’nın ruhuna aykırı olduğunu söylüyorlardı.
‘Ama seçmen onu destekliyor’ deyince birisi şöyle dedi:
“Şurasını unutmayın ki burası demokrasiden önce bir cumhuriyettir. Bizim Anayasa’mız herkesin mutluluğu arama hakkı olduğunu söylüyor.
Obama onu yok sayamaz.”
Amerikan Anayasa’sında değilse, devletin kurucu belgesi sayılan 1776 tarihli Bağımsızlık İlanı’nda temel insan haklarının başında gerçekten ‘yaşama, özgürlük ve mutluluk arama’ hakkından söz ediliyor.
Amerikalı Cumhuriyetçi muhatabıma göre, ‘mutluluk arayışı’ hakkı demokrasinin dahi dokunmayacağı temel bir haktır. Amerika’yı yeryüzünde eşi benzeri olmayan özel bir Cumhuriyet haline getiren de budur.
Amerika Birleşik Devletleri’ni kuran büyük anayasa dehaları da demokrasinin çoğunluk diktatörlüğüne kayma tehlikesi taşıdığını sık sık vurgulamış, belirli ve vazgeçilmez haklara dayanan ve bunları Anayasal güvence altına alan bir Cumhuriyet projesine öncelik vermişlerdi.
Öyle anlaşılıyor ki, demokrasi mi yoksa cumhuriyet mi tartışması orada hala sürüyor. Partiler de, adlarına uygun bir biçimde, Demokrat ya da Cumhuriyetçi olarak ikiye ayrılıyorlar.
Aynı tartışmanın bizde de, ama farklı bir biçimde sürdüğünü söyledim onlara. Şöyle: 
Bizde de Cumhuriyet’in temel ilkelerinin Türkiye’yi özel bir ülke haline getirdiğine ve mutlaka korunması gerektiğine inananlar var; buna karşı birileri de bir çoğunluk rejimi olarak anladıkları demokrasiden yararlanarak o Cumhuriyet’i etkisizleştirme çabası içindeler..
Taraflar savlarını genellikle maksimal düzeyde ifade ettiklerinden, Türkiye bu ikisi arasında bir denge oluşturmakta zorlanıyor. Yani, bir yandan özel bir Cumhuriyet olma özelliğini yitirmezken; öte yandan da halkın sözüne daha fazla kulak veren daha demokratik bir yönetim tarzı oluşturmakta sıkıntılarla karşılaşıyor.
Amerika’nın öncelikle bir Cumhuriyet olduğunu vurgulayan Amerikalı muhatabım bireysel mutluluk arayışı hakkını bu sistemin ana ekseni sayıyordu. Amerika’yı özel yapan buydu ona göre. O giderse
ABD giderdi.
Birçoğumuza göre de, Türkiye’nin özel bir Cumhuriyet olmasının ana nedeni bu kültürel coğrafyada laikliği benimsemiş ve onun doğal uzantısı olarak bilimi rehber saymış olmasıdır. Demokrasi kisvesi altında o ‘pasifiye’ ya da yok edilirse Türkiye de gider.
Dün Cumhuriyet’in kuruluşunun 86. yıldönümü demokrasi-cumhuriyet gerginliği hissederek kutladık. Daha ne kadar?
Aynı tartışmanın, farklı bir bağlamda da olsa, ABD’de 233 yıldır sürüyor olması kötümser olmak için bir neden midir, doğrusu bilmiyorum.