ABD'de din ve siyaset

ABD'de dinin politikaya alet edilmesi artık sıradan bir olay haline gelmiş. Din ile devlet işleri birbirine iyice girmiş durumda.

1958 yılında bir lise öğrencisi olarak ABD'ye gittiğimde, en çok şaşırdığım şeylerden birisi her sabah dersler başlamadan önce dua edilmesi olmuştu. Normal bir eyalet okulundaydım. Önce bayrağın karşısına geçilip eller kalbin üzerine konarak bizim 'Türküm doğruyum' türünden ant içiliyor, ardından da İncil'den bir bölüm okunduktan sonra dua edilip 'Amin' deniyordu.
Doğrusu çok yadırgamıştım. Bayrağa yemin sırasında onlarla birlikte ayağa kalkıyordum ama elimi kalbimin üstüne koymuyordum. Dua sırasında ise, aslında çok haşarı olduklarını bildiğim sınıf arkadaşlarımın bile gözlerini kapatıp derinlere dalmalarını hayretler içinde izliyordum.
Zamanla sınıftaki öğrencileri tanıyıp farklı dinlerden ve mezheplerden geldiklerini öğrendiğimde hayretim daha da artmıştı. Katolikler, Presbiteryenler, Baptistler, Methodistler, Museviler... Okulda dua edilmesi garipti, ama farklı dinlerden insanların aynı duayı etmesi de garipti...
'Amerika dinsel açıdan bizden ne kadar farklı' diye düşünmüş olmalıyım
Bunlar, önceki gün Amerikalı televizyoncu-yazar Ray Suarez'i dinlerken aklıma geldi. Suarez, 'Kutsal Oy: Amerika'da İnanç ve Siyaset' adlı bir kitabını anlatıyordu. Konuşmasının bir yerinde şöyle diyordu:
"Aslında din-siyaset ilişkisi açısından Türkiye ile ABD'nin benzediği yerler var, benzemediği yerler var. Ancak, dindar Başkan Bush'un Recep Tayyip Erdoğan'ı çok iyi anladığına eminim."
Aslında Bush, bunu Erdoğan'la ilk buluşmasında söylemişti:
"Siz de ulu Tanrı'ya inanıyorsunuz, ben de ulu Tanrı'ya inanıyorum. Bu bakımdan muhteşem ortaklar olacağız."
Olup olamadıklarını Tanrı bilir!
Suarez konuşmasında, Amerika'da siyasetin gırtlağına kadar dine battığını örnekleriyle anlattı. Dinin politikaya alet edilmesi; daha doğrusu, siyasetin ve siyasetçinin dine göre ayarlanması artık sıradan bir olay haline gelmişti. İyi örgütlenmiş dinsel lobiler, Amerikan siyasetçileri üzerinde çok büyük bir etki yapıyorlardı. Başkan Bush'un ikinci kez seçilmesini onlara borçlu olduğu biliniyordu. Şimdi de özellikle Cumhuriyetci başkan aday adayları dinsel lobi temsilcilerinin kapısını aşındırmaktaydı...
1960'lı yılların sonunda Amerika'ya döndüğümde, okullarda dua, laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle, Yüksek Mahkeme tarafından yasaklanmıştı. Bu yasak devam ediyor. Ne var ki, galiba artık Amerika'da eyalet okulları dışında her yerde dua ediliyor. Din ile devlet işleri iyice birbirine karışmış durumda.
Koskoca ABD'nin George W. Bush'un elinde ve özellikle Irak'ta düştüğü acıklı durumlar belki de bunun sonucudur!
Amerika'nın 'kurucu babalar'ı inanç ve ibadet özgürlüğüne yürekten inanmakla birlikte laiklik konusunda çok titizdiler. Aydınlanma'nın parlak temsilcileri olarak, eninde sonunda aklın galip geleceğine şüpheleri yoktu. İnancın bile akılla denetlenmesi gerektiğini düşünüyorlardı. Amerikan tarihinin en derin Cumhurbaşkanı Thomas Jefferson daha 18. yüzyıl bitmeden şöyle diyebilmişti:
"Tanrı'nın varlığını bile cesaretle sorgulayın, çünkü Tanrı, eğer varsa, körü körüne inananlardansa, aklını kullanarak inananları tercih eder."
İşte böyle bir noktadan yola çıkan ABD, George W. Bush döneminde din tüccarlarının elinde Kıyamet'e kaç gün kaldığının hesabını yapmakta... Suarez'den bunu öğreniyoruz..
Bize gelince: 'Mortgage' uygulaması konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı'nden fetva istenmesi artık kimseyi rahatsız etmiyor. Yakında 'Kanunların Şeriata Uygunluğu'nu Denetleme Dairesi' kurulur mu dersiniz?