Afganistanism

'Afganistanism' bir zamanlar Amerikan basınını eleştirmek için kullanılan bir terimdi. Bazı gazetelerin gözleri önündeki ağır sorunlara hiç dokunmazken, çok uzaklardaki olaylara, örneğin Afganistan'daki salgın hastalığa başyazı ayırmalarını anlatmak için kullanılırdı.

‘Afganistanism’ bir zamanlar Amerikan basınını eleştirmek için kullanılan bir terimdi. Bazı gazetelerin gözleri önündeki ağır sorunlara hiç dokunmazken, çok uzaklardaki olaylara, örneğin Afganistan’daki salgın hastalığa başyazı ayırmalarını anlatmak için kullanılırdı. Kendi mahallendeki ırkçılığa gözlerini kapa, Afganistan’daki sıtmaya feryat et!
Bizde de çeşit çeşit Afganistanism’e rastlandığını söyleyebiliriz, ancak bugünkü konumuz medya değil. Bugün gerçekten Afganistan’dan söz etmek istiyorum. Çünkü, Amerikalılar için (ve bir bakıma bizim için) Afganistan artık o kadar uzak değil.
Geçenlerde ABD’de fark ettim. Amerikan basını Afganistanla yatıp Afganistanla kalkıyor. Obama’nın geleceğinin Afganistan’a bağlı olduğunu söyleyenler de çıkıyor.
Afganistan’daki seçim fiyaskosunu ne kadar yakından izlediniz bilmiyorum. Evlere şenlik
olaylar yaşandı. Önce eski Cumhurbaşkanı Hamit Karzai’nin seçimi kazandığı ilan edildi. Sonra şikâyetler ayyuka çıkınca seçimde hile yapıldığı kabul edildi. Amerikan Senatörü John Kerry, ki yaptığı hiçbir şeyi doğru dürüst yapamaması ile meşhurdur, devreye girip Karzai’yi ikinci tur seçim yapmaya ikna etti.
O kabul etmiş gibi göründü ama rakibi Abdullah’ın istediği güvenceleri vermedi. Bunun üzerine Abdullah seçimden çekildi ve Karzai Cumhurbaşkanı ilan edildi! Buyrun size demokrasi!
İşin ilginç tarafı, bütün bunlar olurken, Karzai’nin kardeşi Ahmet’in CIA’nın aylıklı adamı olduğu bilgisi medyaya sızdırıldı. Ahmet sıradan biri değil: Uyuşturucu ticaretiyle bağlantıları olan ve ülkedeki yolsuzluk kültürüyle özdeşleşmiş biri. Böyle birinin aynı anda CIA’nın adamı olması birçoklarına,  “Amerika gene aynı Amerika, CIA gene aynı CIA!” dedirtmez mi?
Bunun, Amerika’nın imajını yeniden inşa etmek iddiasıyla iktidara gelen Obama’nın karnesine kırık not olarak kaydedildiğine şüpheniz olmasın! Afganistan artık Obama’nın mahallesidir. Zaten o da Irak savaşını eleştirip Afganistan savaşını ‘doğru savaş’ ilan ettiğinde orada yaşamaya talip olmuştu. Hoş geldi!
Ne var ki, işler iyi gitmiyor. Vietnam’da ya da Irak’ta yaşananlara benzer şeyler oluyor. Amerikan’nın has adamlarının aynı zamanda uyuşturucu tüccarı ve mafya bağlantılı çıkması gibi...
Amerika’nın etkili dergilerinden Harpers’ın son sayısında çıkan bir yazıda askerlikten gelme akademisyen Andrew J. Bacevich çok açık konuşuyor:
“Bu savaşı kazanamayız!”
Bacevich’e göre Obama’nın yapacağı en doğru şey Afganistan’da ‘minimalist bir yaklaşım’ benimsemek, yani asgari kontrolla yetinmektir. Bu da o ülkede El Kaide’nin askeri üsler kurmasına engel olmaktan ibarettir. Bunun için tüm ülkenin işgali gerekmez.
İslamcı radikalizm tehlikesine gelince... Bacevich’e göre, bir tsunami gibi tüm bölgeyi değiştirmesi beklenen İran devrimi her yerden önce kendi ülkesinde ağır bir yenilgiye uğramış, halkın desteğini kaybetmiştir. Saatleri 15. yüzyıla geri alma olasılığı kalmamıştır. Şöyle diyor:
“‘Bugün ve burada’yı ebedi olana karşı öne çıkartan tüketim ve bireysel özerklik özlemleri, Doğu Asya’yı fethetmekte olduğu ve bir zamanlar Hıristiyan Dünyası denen toprakları fethettiği gibi İslam dünyasını da mutlaka fethedecektir.”
Ve ekliyor:
“Amerika ille kurtaracak bir yer arıyorsa önce kendisini kurtarsın.”