Ahmaklık ve budalalık

Birkaç hafta önce bir pazar günü saat 10 sularında Serencebey Yokuşu'ndan inip, Beşiktaş meydanının kenarındaki fotokopi dükkânlarından birine girdik.

Birkaç hafta önce bir pazar günü saat 10 sularında Serencebey Yokuşu'ndan inip, Beşiktaş meydanının kenarındaki fotokopi dükkânlarından birine girdik. Fotokopi dükkânı dediysem sözün gelişi, her türlü grafik tasarımın oracıkta yapılıp basıldığı bir iletişim merkezi aslında. Çevredeki üniversitelerden çocuklar geliyorlar, ceplerinden çakmağa benzer elektronik bellek zamazingolarını çıkartıyorlar, kenardaki bilgisayarlara takıp ekrana gelen malzeme üzerinde oynuyorlar...
Eşimin bir sergi davetiyesi işi var, o görevli çocukla hurufat seçerken ben merakla etrafı seyrediyorum...
Bir genç kız geliyor, çantasından çıkardığı zamazingoyu bir bilgisayara takıyor ve ekrana kocaman bir Lenin görüntüsü geliyor. Hani o, heykel mi yoksa insan mı ayıramadığınız 'yarı-tanrı lider' resimlerinden.
Elini kaldırmış, kalabalıklara sesleniyor. Altında kocaman bir yazı: 'Yaşasın Leninizm!'
Onun da altında Leninizmin niçin günümüzde de yaşayacağını anlatan militanca cümleler...
Genç kız ekranda tamamladığı posteri bir düğmeye basarak baskıya gönderiyor, alıp rulo yapıyor, 10-15 liralık ücreti ödeyip çıkıp gidiyor.
Evet, hayret, çıkıp gidiyor. Benim TCK 141-142'li dönemlerde oluşmuş reflekslerim buna hayret ediyor. Ne siyasi polis geliyor, ne faşist çeteler, ne farklı fraksiyondan hasımlar...
Bundan 20-25 yıl önce olabilecekleri düşünüyorum. Böyle bir şey hazırlamanın zorluklarını ve yasal sonuçlarını...
Kaç bin insanımızın hayatının bunun yarısı kadar bir şey yapmaya kalkıştığı için karartıldığını.
Oysa şimdi ne kadar kolay. Kimse başını çevirip bakmıyor bile.
Bazı şeylerin -bizim hiç değişmeyeceğini sandığımız bazı şeylerin- bu kadar değişmiş olması sevinçle dolduruyor içimi.
Yolumuza devam ediyoruz. Hazır fırsat yakalamışken, Beşiktaş çarşısının altındaki sahafa uğrayıp biraz sincaplık yapmak niyetindeyim. Edebiyat, şiir, tarih, bahçecilik raflarını gözden geçireceğim, yeni bir şeyler var mı bakacağım.
Ve mutlaka hiç aklımdan bile geçmeyen birtakım kitaplar alarak çıkacağım.
A, bakıyorum, bizim sahaf yok. Acaba yanlış kata mı indim diye dolaşıyor, bakınıyor, soruyorum: Hayır, doğru. Bizim sahaf kapanmış!
Sahibi epey bir süredir çok zorlandığını söylüyordu.
Derin bir yeis kaplıyor içimi. Ağır bir kayıp duygusu ile boynum bükülüyor. Bizim sahaf kapanmış. Yok artık.
Yapacak bir şey de yok. Şunu bilecek kadar tecrübeliyim:
Her değişime karşı direnmek ahmaklık, her değişimin iyi olduğuna inanmak ise budalalıktır.