AKP gereken dersleri aldı mı?

Son dönemdeki tüm olup bitenlerden AKP'nin alması gereken ders, eski tarz 'sen, ben, bizim oğlan'cı dar çekirdekçiliğin artık yürümeyeceğidir.

Otomobil kullananlar bilirler: Virajlara girerken, yerine göre gaz vermek ya da frene basmak gerekebilir. Eğer siz frene basılacak virajda gaz verirseniz otomobiliniz kontrolden çıkıp iki tekerlek üzerine kalıp sağa sola savrulabilir. Artık ne fren işe yarar, ne de gaz. Uçuruma uçmasanız bile otomobili yolun üzerine dört tekerlek üzerine oturtmak büyük direksiyon becerisi ve zaman gerektirir. Ve tabii biraz da şans!
Cumhurbaşkanlığı virajına, tüm uyarılara rağmen gaz vererek giren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın AKP'si halen savrulmaktan kurtulabilmiş değil. Bu hiç beklemedikleri durum onları şoke etmişe benziyor, çünkü son beş yıldır her şeyin kendi kontrolleri altında bulunmasına fevkalade alışmış, hatta bunu normal saymaya başlamışlardı. Kendi istedikleri insanı cumhurbaşkanı seçtirmek dahil, her şeyi yapabileceklerini sanıyorlardı.
İşte bu türden 'Ben her şeye kadirim' anı siyasal iktidarların en zayıf anıdır. Viraja girerken frene basmak yerine gaz verme anı!
Hayat böyle. Hiç ummadığınız o anda bir bakarsınız her şey değişmiş. Nitekim, o geceden bu yana her şey değişti... AKP de değişmek zorunda olduğunu önce idrak, sonra kabul edecektir. Hayat en büyük öğretmendir. Tabii, istenirse...
Bir şeyler öğrenebilmek için ilk yapmaları gereken şey, 'Biz nerede hata yaptık' sorusunu içtenlikle sormalarıdır. Bakıyorum onlar ve amigo yazarları tüm suçu başkalarının (CHP, Anayasa Mahkemesi, asker, TÜSİAD, vb.) üzerine atmaktan başka bir şey yapmıyorlar. 'Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı sürecini götürüşü hiç demokratik değildi, Gül'ü son anda dayatması hiç hoş olmadı' gibi en basit özeleştiri cümlelerini bile söyleyemiyorlar. Hele, kararın daha gerekçesini bile görmeden Anayasa Mahkemesi'ne karşı peşinen açtıkları hakaret kampanyası var ki, insan bunlar ne biçim demokrat demeden edemiyor!
Hâlâ şoku atlatamadıklarından tartışmayı düşünceleriyle değil refleksleriyle yürütüyor, şöyle saçma şeyler söyleyip karşılıklı birbirlerini alkışlayabiliyorlar:
"Eğer Meclis'te 367 kişinin olması şart ise Türkiye bir daha cumhurbaşkanı seçemeyecek demektir!"
Laf ola beri gele! Niçin seçemesin? AKP, cumhurbaşkanı adayını belirlerken birilerine danışıyormuş gösterileri yapmak yerine gerçekten toplumsal ve siyasal uzlaşma arasaydı kendi partisinden birilerini daha ilk turda cumhurbaşkanı seçtirebilirdi. Bu isim Mehmet Dülger olabileceği gibi, eşinin başı örtülü Abdüllatif Şener de olabilirdi. O zaman bu krizlerin hiçbiri yaşanmazdı. Ama hayır, her şeye kadirler ya!
Bütün bu olup bitenlerden AKP'nin alması gereken ders, eski tarz 'sen, ben, bizim oğlan'cı dar çekirdekçiliğin artık yürümeyeceğidir. AKP eğer marjinalize olmak istemiyorsa, sadece ideoloji olarak değil, insan yapısı olarak da merkeze yaklaşmak zorundadır. Milli Görüş'ten gelen ideolojik çekirdeğin yaşam tarzına egemen olan neredeyse totaliter tekdüzelik çeşitlendiğinde 'bireysel tercih' savı da daha inandırıcı olacak, kimse Hayrünnisa hanımın başörtüsüne bir şey demeyecek, diyemeyecektir.