AKP'nin işi zor

29 Mart yerel seçimlerinin orta dönemdeki sonuçları konusunda henüz nesnel bir çözümleme yapılmadı.

29 Mart yerel seçimlerinin orta dönemdeki sonuçları konusunda henüz nesnel bir çözümleme yapılmadı.
Üç hafta geçtikten sonra olgulara bakarak şu kadarını söyleyebiliriz: AKP’nin işi sanıldığından daha zor görünüyor.
Uzun süredir yükselişte olan ve öylece ‘yola devam’ edeceği varsayılan bir partinin aniden inişe geçmesi travmatik bir olaydır.
Yelkenler için rüzgâr neyse, iktidarlar için ivme odur!
Yeni bir rüzgâr bulmak ve ‘yola devam’ etmek için hem hava koşullarına hem de usta denizcilerin becerilerine ihtiyaç vardır.
İyi havalardaki başarısını kimsenin yadsıyamayacağı Recep Tayyip Erdoğan kötü hava ile yeni sınanıyor.
Teknenin kontrolünü fazla zaman kaybetmeden ele geçirmesi, durumu toparlaması ve yeni bir ivme yaratması gerekiyor. Ama nasıl?
Sıkı bir Atatürkçü olduğu kadar keskin bir polemikçi de olduğunu ‘blog’undan anladığım psikiyatri profesörü Mehmet Kerem Doksat, AKP’nin 29 Mart’ta yaşadığını bir ‘spinal şok’a benzetmiş.
Şöyle demiş:
“Nörolojide ‘spinal şok’ diye bir fenomen vardır. (...)
Omuriliğiniz herhangi bir seviyede kesiliverirse (bir kaza veya hücum sonucunda) başta alt seviyedeki bütün adalelerde tam bir gevşek felç hâli gelişir, refleksler ya tamamen ya da büyük ölçüde kaybolur; hiçbir şey de hissetmezsiniz. Bu genellikle bir iki gün sürer. Akabinde, bir ila üç gün zarfında ilk refleksler geri dönmeye başlar. Bunu takip eden bir ila dört haftada hiperrefleksi, yani reflekslerde aşırı artış zuhur eder. Daha sonraki bir ila 12 ayda ise bu aşırı reflekslere spastisite (adale sertliği ve spazmı) yerleşir. (...)
Mekanizma temelde çok basittir: Belli bir hiyerarşi içerisinde çalışmaya alışmış olan ve üst merkezlerin kontrolü aniden ortadan kalkınca, daha iptidai alt merkezler önce bir şaşırır, sonra kendi başlarına çalışmaya başlarlar ve herhangi bir kontrol de olmadığı için, aşırıya kaçar ve düzensizleşirler, organizmanın bütünlüğü haricinde, kendi bildikleri gibi iş görmeye başlarlar... Bu da organizmanın bütün (...) dengelerini altüst eder ve sürünme, muhtaç hale gelme, nihayette ölüm görülür.”
Merkezi kontrol zayıflayınca ya da tamamen ortadan kalkınca her organın başına buyruk hale gelmesi tehlikesi inişe geçmiş olan iktidarları bekleyen en büyük tehlikedir.
Seçimden bu yana yaşananları bir düşünün:
Kıbrıs’taki seçimleri AKP’nin karşı çıktığı partinin kazanması, Ermenistan ile sınır kapısının açılmasının suya düşmesi, Azerbaycan’ın Ankara’ya karşı tavır koyması, tüm umutların bağlandığı Kürt Konferansı’nın ertelenmesi,  Rasmussen’in NATO Genel Sekreteri olmasına karşılık alındığı ileri sürülen ödünlerin fos çıkması, Ergenekon süreci konusunda kabinede çatlaklar belirmesi, saf dışı olduğu varsayılan Erbakan’ın İran’a gidip sahne çalması, ekonomik frenlerin tutmaması, Türkan Saylan hezimetinin AKP’nin zarar hanesine yazılması...
AKP’nin ve destekçisi liberallerin yıllardır tepe tepe kullandıkları demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi bayrakların karşı tarafın eline geçmesi... Mağduriyet ve mazlumiyet konularında rol değişimi...
Daha kimbilir neler var sırada!
Bence, bu spinal şoktan sonra AKP’nin toparlanabilmesi artık ufak kozmetik değişikliklerle gerçekleşemez. Yani bir hava yaratabilmek için kabine revizyonunun en radikal biçimde yapılması zorunludur. Üstelik, Ertuğrul Günay gibi en azından karşı tarafın dilinden anlayan bakanların saf dışı edilmesi onarımı daha da güçleştirir.
Kabine değişimi ve yaz mevsimi ile zaman kazanılsa da, asıl büyük ameliyat, en fazla sonbaharda yapılacak büyük kongreye kadar bekleyebilir.
Yoksa uzun dönemde olacaklar bellidir.