Akreditasyon olayında işin doğrusu

Genelkurmay Başkanlığı'nın basın-yayın organları hakkında hazırladığı 'hizmete özel' değerlendirme raporunun basında yayımlanması büyük tartışmalara neden oldu.

Genelkurmay Başkanlığı'nın basın-yayın organları hakkında hazırladığı 'hizmete özel' değerlendirme raporunun basında yayımlanması büyük tartışmalara neden oldu. Bu raporda gazetecilerin 'TSK'dan yana' ve 'TSK'ya karşı' şeklinde öbeklere ayrılması, olumlu not almayanlara akreditasyon verilmemesinin önerilmesi demokratik bulunmadı ve sert eleştirilere yol açtı. Genelkurmay, 'konu ile ilgili adli soruşturma başlatıldığını' duyurdu.
Bu soruşturmanın sonuçlarını beklerken akreditasyon olayını çağdaş iletişim açısından değerlendirmek yararlı olur. 'Akreditasyon' kelime olarak 'kredisi olduğunu kabul etmek', 'resmen tanımak', 'iş yapılabilirliğini onaylamak' anlamına gelir. Dünyanın bellibaşlı haber kaynağı kurumları tüm gazetecilerle başa çıkamayacaklarını bildikleri için bir akreditasyon sistemi kurmayı gerekli görürler. Keza, önemli ziyaret, konferans ve medya-olaylarına da yalnızca akredite gazetecilerin katılmasına izin verilir.
Yani, ülkemizin önemli haber kaynaklarından birisi olarak TSK'nın bir akreditasyon sistemi olmasında bir sorun yoktur. Sorun, bu 'resmen tanıma'nın kimlere nasıl verileceğinin belirlenmesinde karşımıza çıkmaktadır.
Evrensel uygulama olarak, akreditasyon sürecinde, genellikle, gazetecinin çalıştığı medya kuruluşu kaynak ile temas kurar ve 'falanca kişi benim mensubumdur' diye bir akreditasyon mektubu verir. Kaynak için genellikle bu yeterlidir. Örneğin ben Washington'da bulunduğum yıllarda (1981-83) hem Beyaz Saray'a hem de Dışişleri Bakanlığı'na akredite idim ve bunu Cumhuriyet gazetesinin verdiği antetli mektuplarla sağlamıştım.
Bazen basın yayın kuruluşunun mektubunun yanı sıra güvenlik soruşturması da istenir. Bu ideolojik değil, adli bir soruşturmadır. Örneğin Beyaz Saray ve Pentagon giriş kartı vermeden bu türden soruşturmanın sonuçlarının beklenmesini istiyordu.
Haber kaynağı, akreditasyon için objektif ölçütler koyabilir. 'Yalnızca şu kadar yüz bin tirajlı gazeteler' ya da 'salt yerli televizyonlar' gibi tanımlamalar yapabilir. Ancak bu kategorilerin içinde ayrım yapamaz. Basın kuruluşuna 'Bana filanca muhabirini değil, falanca muhabirini gönder' diyemez. Çünkü o zaman nesnelliğin bölgesinden çıkılıp keyfiliğin bölgesine girilmiş olur. Oysa, akreditasyon veren haber kaynakları ciddi ve nesnel kurumlar olarak bilinmek isterler.
Kaldı ki, eğer haber kaynağı bir kamu kurumu ise, yani o ülkenin vergi verenlerinin parasıyla yaşıyorsa, tüm yurttaşlara ve haber kurumlarına eşit davranmak zorundadır. Keyfi nedenlerle 'Şunlara hizmet veriyorum ama bunlara hizmet vermiyorum' diyemez. Ayrımcı tutum haksız ve hukuk dışı sonuçlara yol açar.
Peki, haber kaynağı, tanıdığı bir muhabirin objektif kuralları ve basın meslek ilkelerini ihlâl ettiği için akreditasyonunu kaldırmak isterse ne olur? Bu konuda Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi'nin yaptığı öneri bir çözüm yolu olabilir. Ekşi şöyle diyor:
"Akredite gazetecinin Basın Meslek İlkeleri'ne aykırı bir eylemi olursa o gazetecinin akreditasyonunu kurumun tek yanlı bir kararla iptal etmesi doğru değildir. Çünkü bu uygulama, söz konusu kurumun hoşuna gitmeyen doğruları yazmayı engeller. O nedenle, ortada gazetecinin yanlışına ilişkin bir şikâyet varsa, onu tarafsız ve bağımsız bir kurul incelemeli, karar o değerlendirmeye göre verilmelidir."
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt geçen ekim ayında Harp Akademileri'nin açılışında yaptığı konuşmada bilgi ve iletişim çağına ayak uydurmanın önemi üzerinde durmuş ve şöyle demişti:
"Bilgi çağının insanı kendini tanımaktan, ifade etmekten ve düşüncelerini açıklamaktan korkmayan; edindiği bilgiler aracılığı ile görevleri ve geleceği arasında ilişkiler kurarak yeni bilgiler üretebilen insandır.(...) Bilgi toplumunda temel özellik sürekli değişimdir. Bunun için sadece bugünün koşullarına uymak yetmez, kurumları ve toplumu geleceğin özelliklerine göre değişime yönlendirmek" gerekir.
Gerçekten, son tartışmalar gösteriyor ki, TSK'nın bilgi çağının gerisinde kalmış olan akreditasyon sistemini bu ilkeler uyarınca yeniden düzenlemesinin zamanı gelmiştir.