Anayasa'da Kemalizm tartışması

Yeni AKP milletvekili Prof. Dr. Zafer Üskül'ün hazırlanacak sivil Anayasa'da Kemalizm'in bir ideoloji olarak yer almaması gerektiğine ilişkin sözleri büyük bir tartışma başlattı.

Yeni AKP milletvekili Prof. Dr. Zafer Üskül'ün hazırlanacak sivil Anayasa'da Kemalizm'in bir ideoloji olarak yer almaması gerektiğine ilişkin sözleri büyük bir tartışma başlattı. Bunu, AKP'nin 'gerçek niyetleri'nin bir işareti olarak görenler olduğu gibi, 'Dakika
bir gol bir!' diye sevinenlere de rastlandı.
Ben bu tepkilerin abartılı olduğunu, Prof. Üskül'ün sözlerinin bağlamından çıkarılarak değerlendirildiğini düşünüyorum. Anladığım kadarıyla aslında Üskül, Anayasa'da Atatürk'ün anılmasına karşı çıkmıyor, ideolojisiz (Böyle bir şey mümkünse!) kuru ve renksiz, modern bir Anayasa'dan yana çıkıyor.
Tartışmaya değer.
Gene de, karşılaştığı tepkilerin, özgür düşünceli bir aydının siyasetteki yerinin ne kadar zor ve iğreti olduğunu göstermesi açısından öğretici olduğunu sanıyorum.
Atatürk konusu, altından laiklik fay hattı geçtiğinden olacak, Türkiye'nin en hassas konularından birisi olagelmiştir. Demek ki hâlâ öyle. Bunu da bir kez daha öğrenmiş oluyoruz...
Hâlâ diyorum, çünkü biz de bir vesileyle bundan 45 yıl önce öğrenmiştik.
1961 Anayasası'nın getirdiği özgürlüklerin tadını çıkardığımız günlerdi. Sol kavramlar, yıkılmış bir bendi aşmış seller gibi, hayatımızın her alanına giriyor, her şeyi yeniden değerlendirmemize yol açıyordu. Gece gündüz tartışıyorduk.
Bursa'da, adı 'Değişim' mi, 'Dönüşüm' mü unuttum, küçük bir edebiyat dergisi çıkarıyorduk. Derginin sahibi ve finansörü bezzaz arkadaşımız Ömer Timaş, bir gün: "Arkadaşlar, özgürlük var, artık edebiyat yetmez. Gelin biz de Atatürk'ü yeniden değerlendirelim, onun putlaştırılmasına karşı çıkalım, asıl devrimci yanını, bilimsel yöntemini açıklamaya çalışalım" dedi.
Gerçekten, bir sonraki sayı öyle çıktı. Dergi Atatürk'ün çağın yeni olgularına göre nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin yazılarla doluydu.
Sonra ne mi oldu?
Ömer Timaş, Birinci Şube'ye çağırıldı, boyundan büyük işlere karışmaması söylendi ve kendisine soruldu:
"Arkanızda kim var?"
Arkamızda kimse yoktu, 27 Mayıs 'devrim'ini coşkuyla karşılamış Atatürkçü gençlerdik. Mustafa Kemal'i putlaştırmanın doğrudan doğruya onun bilimsel düşünce sistemine aykırı olduğu gibi bir şey gelmişti aklımıza. Yeni özgürlük ortamında onu dile getirmeye çalışmıştık.
Köprülerin altından çok sular aktı. Son tepkilere bakıyorum da: "Keşke bıraksalardı da tartışsaydık!" diyorum.