Ankara'daki asıl kriz

Daha çok cumhurbaşkanlığı krizi konusuyla uğraşmamıza bakmayın, Ankara'daki gerçek kriz susuzluk krizidir. Çünkü bu kriz ardından gelebilecek nice krizlerin ve felaketlerin öncüsü ve işaretidir.

Daha çok cumhurbaşkanlığı krizi konusuyla uğraşmamıza bakmayın, Ankara'daki gerçek kriz susuzluk krizidir. Çünkü bu kriz ardından gelebilecek nice krizlerin ve felaketlerin öncüsü ve işaretidir.
Krizin nedeni değilse bile hızlandırıcısı ilan edilen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek bile tek çarenin 'Mevla'nın
vereceği bol yağmur' olduğunu itiraf ediyor.
Şimdiki kuraklığın, kimilerince tahmin edildiği üzere, aylar ve hatta yıllar boyu devam ettiğini düşünün! Kâbusu andıran sonuçlarını hayal edebiliyor musunuz?
Yaşanacak sıkıntıları, kargaşaları, göçleri, gerginlikleri... Senaryo, ne yazık ki, Hollywood'un felaket filmlerine uygun bir çizgide ilerliyor. Kötü adam rolünde Melih Gökçek olsa da, iyi adam rolünün kime verileceği ve onun kasabayı nasıl kurtaracağı belli değildir.
Marjinallikle suçlanarak burun bükülen Yeşillerin ve çevrecilerin 'şom ağızlı' tahminleri doğru çıktı: Felaket kapıda! Türkiye'nin yeni
enerji ve su politikaları üretmek üzere radikal adımlar atmasında çok geç kalındı.
Hâlâ da ortada ciddi bir plan ve program yok.
Seçim kampanyası sırasında büyük partilerin bu konuyu dile getirdiklerini duydunuz mu? Peki, halkımız bu konuda bir talepte bulundu mu?
Bu eksiklik, siyasetin gündemiyle hayatın gündemi arasındaki tehlikeli kopukluğun işaretidir.
Bu bağlamda, güneş enerjisinin önemine değinen 'Güneş Toplayalım İnsanlık İçin' başlıklı bir yazı yazdım birkaç gün önce. Özellikle yurtdışındaki okurlarımdan çok sayıda destek ve öneri geldi. Birçoğu "Türkiye gibi güneşi bol bir ülkede şimdiye kadar niçin
gereken adımlar atılmadı?" diye soruyordu.
Evet, güneş ışığı zengini yurdumuzda güneşten elde edilen elektrik enerjisinin payı sadece yüzde 1'miş!
Güneş fakiri Avrupa ülkelerinin bile bu oranı çoktan aştıkları ve bu yönde ciddi adımlar attıkları anlaşılıyor. Örneğin Almanya, 2003 yılında yürürlüğe koyduğu bir teşvik programı uyarınca hem bu teknolojinin kullanımını destekliyor hem de üretilen fazla elektiriği yüksek
fiyatlarla satın alıyormuş. (Her metrekare kolektöre 125 avro teşvik veriliyormuş.)
Sistemin kuruluşu hâlâ oldukça pahalı olsa da, yapılan hesaplara göre 10 yıl içinde maliyetini çıkarıyormuş.
Güney Korelilerin bulduğu yeni sistemle panellerin maliyeti şimdikinin onda birine düşmekte imiş!
Başka çaresi yok. İnsanlık petrol gibi fosil yakıtlardan yakasını kurtarmak zorunda.
Konutların fosil yakıtlardan edinişmiş kirli enerji tüketicisi olmaktan çıkıp, temiz enerji tüketicisi haline gelmeleri insanlık açısından devrimci bir adımdır.
Böyle bir dünyada Ankara'nın su sorunu da daha kolay çözülecektir.
O zamana kadar olacakları düşünmek bile istemiyorum.