Asıl terbiyesiz kim?

Bugün İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük kentlerimizde yaşayan çocuklara 'Su nedir?' diye soracak olursanız, birçoklarının vereceği yanıt şu olacaktır: "Barajları dolduran şey."

Bugün İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük kentlerimizde yaşayan çocuklara ‘Su nedir?’ diye
soracak olursanız, birçoklarının vereceği yanıt şu olacaktır:
“Barajları dolduran şey.” 
İstanbul’daki son sellerden sonra onu bir tür Azrail temsilcisi olarak görenlerin sayısının arttığına da eminim. Yandaş medyaya ve bazı yetkililere göre son felakette kabahat doğadadır, derededir, fazla yağan yağmurdadır, buna rağmen yola çıkan yurttaşlardadır.
Önceki gün (perşembe) bir dostuma bugün Çanakkale taraflarına doğru kara yolculuğuna çıkacağımı söyledi. Korkudan benzi attı.
“Ama Hocam, dedi yağmur,”
“Ne olmuş yağmura?”
“Uyarılar var. Ben olsam gitmem.”
Aslında yurdumuzun pek çok yerinde büyük bir özlemle beklenen ve sevinçle karşılanan yağmuru da sonunda öcüleştirmeyi başardık.
‘Uygarlık’ insanın doğayı terbiye etme süreci olarak da tanımlanır. Doğaya ‘yabancılaşma’ bu sürecin sonuçlarından biridir. İnsanın başına gelen nice felaketin de nedeni...
İnsan, gerçekten, doğayı terbiye etme yönünde çok yol almıştır ama müthiş bir çelişki soz konusudur: Bir türlü kendisini terbiye etmeyi başaramamıştır. 
Hatta tam tersine, doğayı terbiye etmiş olmasının da verdiği güç ve şımarıklıkla amansızlaşmış, azmanlaşmıştır.
İnsanların doğayı terbiye etmeden asla yapmayacakları şeyleri yapacak kadar küstahlaşmıştır: Dere yataklarına binalar kurmak gibi. Tüm uyarılara rağmen onları oradan kaldırmamak gibi.
Tüm çevresine nizamat vermekle birlikte kendisi bir türlü terbiye olmayan insan türü doğayla buna benzer nice kumarlar oynamakta devam ediyor. Nükleer enerjide, küresel ısınmada, ormanların yok edilmesinde, tatlı su kaynaklarının kurutulmasında... Son olarak, arıların yön bulma duygusunu yok eden baz istasyonlarında...
Küstahlığın faturası çıktığında, genellikle çok geç olmuş oluyor.
Ayamama Deresi’nin yatağını sanayi ve yerleşim merkezi haline getirmek işte böyle bir küstahlıktı.
Çevreciler, kent planlamacıları ve doğa gereken uyarıları yaptılar. Kulak asan olmadı.
Şimdi de ‘üçüncü köprü’ konusunda uyarıyorlar: Kentin akciğeri durumundaki ormanların üzerinden geçecek kuzey güzergâhı bu kenti mahveder!
Bakalım yetkililer son felaketten sonra yeni bir değerlendirme yapacaklar mı?
Yoksa aynı terbiyesizlik ve küstahlıkta ısrar mı edecekler?
Başbakan Erdoğan doğanın kendi kuralları olduğunu hatırlatmak için:
“Dere yatağını bulur, derenin intikamı acı olur” demiş.
Doğru. Dahası var: Doğayla inatlaşan eninde sonunda belasını bulur!