Asimetriklikten kurtulmanın yolu

Ankara'yı fena halde geren kurumlar arası maksimum güvensizlik ortamı MGK toplantısından sonra azalır mı, yoksa bu toplantı da son haftalarda adım adım yükselen güvensizlik bunalımında yeni bir doruk mu oluşturur?

Ankara’yı fena halde geren kurumlar arası maksimum güvensizlik ortamı MGK toplantısından sonra azalır mı, yoksa bu toplantı da son haftalarda adım adım yükselen güvensizlik bunalımında yeni bir doruk mu oluşturur? 
Bu yazı yazılırken bu sorunun yanıtını bilmiyoruz.
Çok önemli bir değişiklik olmamışsa, bu karşı(t)laşmadan da askeri bürokrasinin ve onu destekleyen kesimin düş kırıklığı ile ayrılacağını tahmin edebiliriz.
AKP’nin içinde bulunduğu blok son dönemde ‘iyi bir seri’ yakaladı. Siyasi gelişmeleri, son dakika hileleriyle de olsa, kendi istediği yöne çevirmesini başarıyor. 
Karşı taraf ise bir türlü oyunun yönünü değiştirecek hamleyi yapamıyor. Ya iyi hazırlanmadığından, ya oyunu iyi okuyamadığından, ya da yürütülmekte olan savaş ‘asimetrik’ olduğundan...
Öyle ya da böyle, kalede görülen topların sayısı azalacağına artıyor...
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un üzerinde fırtınalar kopan ‘belge’nin bir ‘kâğıt parçası’ndan ibaret olduğunu açıklaması, yalnızca topu karşı sahaya atan uzun bir şuttan ibaret kaldı. Gol olabilmesi için topun yarı sahanın dışına çıkarılmasının ötesine geçilmesi, o ‘kâğıt parçası’nı hazırlayanın kimliğinin ve amaçlarının kanıtlarıyla ortaya konması gerekirdi.
Böyle bir hamlenin gelmeyeceğini gören siyasal iktidar, sabaha karşı yaptığı değişiklikle bir kez daha golü atan taraf oldu.
Bütün bunlar bizim alıştığımız şeyler değil. İlk bakışta çelişkili imiş gibi gelecek bir şey söyleyeyim: Olup bitenleri hayretler içinde izliyorum ama şaşırmıyorum!
Hayretler içinde izliyorum çünkü bu türden seriler bizim demokrasi deneyimimiz içinde alışılmış şeyler değil. Farklı şeyler oluyor. Konuları eski şablonlarla değerlendirmeye kalkanlar yanılıyorlar.
Şaşırmıyorum, çünkü daha önce birçok kez yazdığım gibi, Türkiye’nin 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra yeni bir evreye girdiğine inanıyorum. Bunu çoğu kez, ‘Eski bitti, şimdi haritası çizilmemiş sulardayız’ şeklinde ifade ediyorum. 
Haritası çizilmemiş sularda her şey olabilir; şaşırmak yerine anlamaya çalışmak gerekir.
Gerçekten kalkınmış, demokratik ve laik bir Türkiye isteyenlerin artık bu olguyu kabul etmeleri şart.
Hoşlarına gitsin ya da gitmesin, yeni bir Türkiye oluşuyor. Bu Türkiye’yi dinsel özellikleri ağır basan bir Ortadoğu ülkesi olarak tanımlamak isteyenler içeride ve dışarıda, simetrik ve asimetrik tüm araçlarla çalışmaktalar.
Buna karşı çıkanlar belirli korkular adına geçmişi savunma refleksi ile yetinirlerse, yenilgilerin sonu gelmez.
Yok, zamanın ruhuna kulak vererek çağın bayraklarını ellerine alırlarsa yarınlar üzerinde
söz sahibi olabilirler.
Meramımı bir örnekle anlatmam gerekirse: Yapılması gereken şey 12 Eylül Anayasası’nın değiştirilmesine sırf AKP istiyor diye karşı çıkmak değil, AKP’nin hazırlayacağından daha iyi bir yeni Anayasa metni hazırlamak olmalıdır.