Avrupa'nın ortak akılsızlığı

Başta Fransa ve Almanya olmak üzere kimi Avrupalıların ikiyüzlü ve ırkçı olabildiklerini tarihsel örneklerle kanıtlamak o kadar zor değil. Ama 'Descartes'ın çocukları'nın 'irrasyonel', akıldışı davrandıklarını kanıtlamak? Hele birlikte hareket ettikleri, 'ortak akıl' ürettikleri iddia edilen bir durumda?

Başta Fransa ve Almanya olmak üzere kimi Avrupalıların ikiyüzlü ve ırkçı olabildiklerini tarihsel örneklerle kanıtlamak o kadar zor değil. Ama ‘Descartes’ın çocukları’nın ‘irrasyonel’, akıldışı davrandıklarını kanıtlamak? Hele birlikte hareket ettikleri, ‘ortak akıl’ ürettikleri iddia edilen bir durumda?
Bunun pek kolay olmaması gerekir.
Peki, o zaman Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’nde ısrar edilmesini nasıl açıklayacaksınız?
Çünkü bu seçim, günümüzün siyasal bağlamında, akla ve mantığa sığmıyor.
Gündelik sağduyu düzeyinde bakın olaya: Yeni bir Amerikan Başkanı seçilmiş, adam selefinin yaptığı yanlışları düzeltmek istiyor, bunlardan birisi de ABD’nin (NATO olarak da okuyabilirsiniz) İslam coğrafyasında düşman olarak algılanmasına son vermek, bunun için birtakım açılımlar yapıyor, bu sırada yeni bir NATO Genel Sekreteri seçilmesi gerekmekte... Elde bir fırsat var...
Ne yaparsınız?
Mantık gereği, bu önceliğinize uygun birini ararsınız. Ne bileyim, belki de NATO’da en fazla askeri olan ikinci ülke Türkiye’den birisini seçersiniz. Jest olur, anlamlı olur, politik kazancı olur.
Ama siz ne yapıyorsunuz? Bu makam için en son düşünülmesi gereken adamı seçiyorsunuz. Bunu yaptığınız anda verdiğiniz mesaj, vermek istediğinizi iddia ettiğiniz mesajın tam tersi oluyor: Yani, canınız cehenneme! Size dünyanın kaç bucak olduğunu gösterecek, sizleri bir an önce hurilerinizin yanına göndermenin yollarını arayacağız!
Rasmussen önerisi, Fransız Sarkozy ile Alman Merkel’den geliyor.
Türkiye, çok haklı olarak (ama çok yanlış bir biçimde) karşı çıkıyor. Onlar hemen şimşekleri Türkiye’nin üzerine gönderip hedef şaşırtıyorlar ve istediklerini gerçekleştiriyorlar.
Durum o kadar akla aykırı ki, ben bunun ABD’ye kuşkuyla bakan, Descartes kadar Makyavel’in de
çocukları olan sinsi Avrupalıların acemi Obama’ya karşı kurdukları bir tuzak olduğunu düşünüyorum.
Öyle ya, Rasmussen’den nefret ettikleri için daha
da imanla savaşacak olan Taliban’ın, El Kaide’nin ve diğer İslamcı örgütlerin karşısında Fransız ve Alman askerleri mi olacak?
Yoo, Amerikan askerleri olacak!
Peki, üniversite son sınıftayken Harvard Hukuk Dergisi’ni yönetecek kadar parlak bir zekâya sahip olan Barack (ve üstelik Hüseyin) Obama bu yanlışı nasıl yapıyor?
Henüz orasını anlayabilmiş değilim.
Zaman ilerledikçe yaptığı hatanın farkına varacak, Sarkozy ile Merkel’i ona göre değerlendirecektir.
George W. Bush döneminde ABD’nin ‘kibirli’ hareket etmesinden, burnundan kıl aldırmamasından söz edilirdi. Şimdi aynı şeyi Fransa ve Alman hükümetleri için söyleyebilmek mümkün. Sonucunu hep birlikte göreceğiz.
Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner’in “Rasmussen itirazından sonra Türkiye’nin üyeliğini desteklemiyorum!” demesine gelince...
Desteklerken ne yararını gördük ki, desteklemezken hangi zararını görelim?
Değil mi ama! Akıl var, mantık var!