Ayvalık'taki mucize

Pembe beyaz binanın üst kat pencerelerinden allı morlu küçük kuşlar gibi kaçıp gelen piyano nameleri Ayvalık Körfezi'ne doğru uçuşuyordu.

Pembe beyaz binanın üst kat pencerelerinden allı morlu küçük kuşlar gibi kaçıp gelen piyano nameleri Ayvalık Körfezi’ne doğru uçuşuyordu.
Güz başındaydık; süt mavisi denizin, sırtına konan notalarla ürperdiğini görür gibi oldum...
Geçen hafta şu saatlerde (Pazar sabahı 11:00 suları) oldu bu. Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’nin (AIMA) bahçesinde dolaşıyordum. Yukarıdaki Masterclass sınıfında genç ama yürekli bir öğrenci coşkuyla çalıyordu ve hemen yanında büyük usta İdil Biret vardı.
Binayı ve bahçeyi hayranlık içinde dolaşırken, bir tek bireyin inancı ve azmi sayesinde çok şeyler başarabileceğine olan inancım bir kez daha tazelendi.
Bu kez Filiz Ali’den söz ediyorum.
Ey Ege’nin, Akdeniz’in, Karadeniz’in, Anadolu’nun ve Trakya’nın hiç de verimli görünmeyen ortamlarında sanat, kültür, güzellik mücadelesi veren öncüler. Filiz Ali ve AIMA olayı size örnek olsun. Israr edilirse olabiliyor.
AIMA 1998 yılında Filiz Ali tarafından binbir yokluk içinde kurulmuş. Amaç, çoksesli müzik
kültürünün gelişmesine katkıda bulunmak, genç yeteneklerle büyük ustaları Ayvalık’ın Egeli atmosferi içinde bir araya getirmekmiş...
Cepten konan kısıtlı paralarla başlayan bu girişim şimdi 11. yılında ve seçkin besteci İlhan Usmanbaş’ın dediği gibi, 10 yılı doldurduğuna göre 100 yıl sürmemesi için bir neden yok...
Filiz Ali, AIMA’nın bu noktaya gelmesinde pek çok kişiye teşekkür borçlu olduğunu söylerken Boyner’lerden ve Eczacıbaşı’lardan özellikle söz ediyor.
Bu arada bir mucizeyi de atlamıyor. 2004 yılında Haluk ve Tınçay Barutçuoğlu çifti deniz kenarındaki şahane villalarını AIMA tarafından kullanılmak üzere Nejat Eczacıbaşı Vakfı’na bağışlıyorlar. Bina Vakıf’ca onarılıyor, geliştiriliyor. Yazının başında andığım pembe beyaz bina işte o bina...
Nejat Eczacıbaşı Vakfı’nın süregiden desteği bu çok başarılı projenin en büyük güvencelerinden biri olmuş. Öyle devam edeceği umuluyor.
Ama Ayvalık’ın müziksever kesimi de projeye her türlü desteğe hazır görünüyor. Binnaz ve Ergun Melin’in zeytinyağı imalathanesinden dönüştürme harika evlerinin bahçesindeki partide bazılarıyla tanışıp konuşma fırsatı bulduk. Gördük ki, maya tutmuştur. Darısı bu gibi projelere aç ve muhtaç diğer kasaba ve kentlerimizin başına.
Sanat ve kültür açısından çorak ülke görünümündeki yurdumuzun her alanda bu türden ‘sivil’ akademilere, okullara, kurslara, çalıştaylara ihtiyacı var.
Madem ki ülkeye bambaşka bir resmi kültür politikasının egemen olmasına çalışılıyor, o halde iş Filiz Ali gibi idealistlere düşüyor.
Türkiye’nin sanat ve kültürsüz yükselemeyeceğine inananların İstanbul’un ve Ankara’nın sanat kültür gettolarında mutsuz çile doldurmak yerine, doğdukları, okudukları, sevdikleri yerlere bir kıvılcım götürmelerinin zamanıdır. Dediğim gibi, ısrar edilirse oluyor, olabiliyor.
AIMA cesaret veren bir örnektir.