Balbay, gazetecilik, darbe

Mustafa Balbay?ın olduğu öne sürülen günlükler gündeme geldi, ama ben gazeteci-haber kaynağı ilişkisini bu son olaydan ayrı olarak, ilke düzeyinde tartışmak istiyorum.

Mustafa Balbay’ın olduğu öne sürülen günlükler gündeme geldi, ama ben gazeteci-haber kaynağı ilişkisini bu son olaydan ayrı olarak, ilke düzeyinde tartışmak istiyorum.
Şundan:
1) Balbay haberinin kaynağını bilmiyoruz. ‘Gazeteciliğe Giriş’ ders kitapları “Kaynağını bilmediğiniz haberlerden sakının; birileri sizi kullanmak istiyor olabilir” der.
2) Günlükler gerçekten Balbay’a ait olsa bile, ne kadar tırpanlanmış olduğunu bilmiyoruz.
Belki de en can alıcı cümleler çıkartılmıştır. Ya da bazı cümleler eklenmiştir.
3) Balbay şu anda Ergenekon yargılamasının tutuklu sanığıdır. Söylenecekler onun adil bir biçimde yargılanmasını zorlaştırabilir. Adil yargılanma hakkı temel insan haklarından biridir.
Ayrıca, bütün bunları müthiş bir psikolojik savaş bağlamında yaşadığımızı da unutamayız.
İlke düzeyine geçersek...
Muhabir ile haber kaynağı arasında saygılı bir mesafe bulunması gerekir. Halkın gerçekleri öğrenme hakkı adına bir çeşit kamusal görev yapan muhabir elbette herkesle görüşür. Haber yaratma konumunda bulunan güç odaklarının temsilcileriyle haydi haydi görüşür. Kapalı kapılar arkasında da görüşür. Bunlara askerler de dahildir.
Ama gazeteci olduğunu aklından çıkarmadan, olayları yönlendirme ya da haber kaynağını
kışkırtma gibi yollara sapmadan görüşür. Rolünün sınırlarını titizlikle korur.
Gene Balbay olayını ayrı tutarak söyleyeyim:
Bu temel ilkenin sivil haber kaynakları ile ilişkilerde, örneğin Başbakan’ın uçağında yapılan görüşmelerde de çiğnendiğini her gün görüyoruz. Yağcılık yapanlar mı ararsınız, ispiyon gibi ötenler mi, yoksa akıl hocalığına soyunanlar mı! 
Başkalarına talkın verenlerin kendi yuttukları salkımları da unutmamaları iyi olur.
Ve darbe...
Türkiye’nin siyasal sorunlarını askeri darbelerle çözmeye çalışmaması gerektiğini onyıllardır yazıyorum. Darbeler, çoğu sosyo-ekonomik nedenlere dayanan sorunları çözmüyor, tepkiler yaratarak daha da derinleştiriyor.
Eğer doğruysa, 2003-2004’teki darbe arayışlarının somut bir sonuca ulaşamamış olmasını demokrasimizin olgunlaşma sürecinde bir aşama olarak görmek doğru olur. AKP iktidarına karşı askeri darbe gerçekleşseydi bugün her şey güllük gülistanlık mı olacaktı?
Bırakın toplum kendi iç dinamikleriyle, tabii dış dinamiklerin de etkisiyle, demokratik arayışını sürdürsün. Bırakın cumhuriyetin koruyuculuğunu halk yapsın.
Darbeci olduğu iddia edilen kesimin başarısız olmasının nedenlerini de (eğer doğruysa) Balbay’a söylenenlerde görmek mümkün. Belli ki, darbe hayali kuranlar karşılarındakileri çok küçümsemişler. AKP liderlerini, örneğin, ‘beyninin yarısı çürümüş’ zombiler olarak tanımlamışlar.
Sormak gerekiyor: Beyninin yarısı çürümüş zombiler nasıl oluyor da sizi yenilgiden yenilgiye sürüklüyorlar?
Bu soruya gerçekçi bir yanıt bulmadan onlara karşı maç kazanmak mümkün değildir.