Başbakan ve manşetler

Ben sayın Başbakan'ın genç yaşta emekliye ayrılırsa yapacağı işi buldum: Gazetecilik. Bir gazeteye yazıişleri müdürü ya da genel ayın yönetmenliği...

Ben sayın Başbakan’ın genç yaşta emekliye ayrılırsa yapacağı işi buldum: Gazetecilik. Bir gazeteye yazıişleri müdürü ya da genel ayın yönetmenliği... Çünkü, belli ki, bu işe çok ilgi duyuyor. Halen bu işi yapanları sık sık ve sert şekilde eleştiriyor. Söylediklerinden, bu işi onlardan daha iyi yapabileceğine inandığı sonucunu çıkarabiliriz.
Son örnek Hatay’da tatildeyken söyledikleri. Bazı gazetelerin tatil için Antalya yerine bu ilimizi seçmesini, yerel seçim sonuçlarıyla bağlantılandırmasına, ‘Sahiller kırmızı olunca
burayı tercih etti’ demesine çok kızmış. ‘Böyle manşet mi olur! Çok çirkin!’ demiş.
Eminim, tek parti döneminde olduğu gibi, ‘Sayın Başbakanımız Hatay’ı şereflendirdiler’ türünden bir manşeti tercih ederdi.
Gelin görün ki, demokrasilerde manşet atmak gazetecilerin işi. İyisiyle kötüsüyle, güzeliyle çirkiniyle gazetecilerin işi. Demokratik sistem, başbakanlara başka görevler yüklemiş, bunları Anayasa’da ve diğer yasalarda saymış. Bunlar arasında özgür ve bağımsız medya organlarının editoryal kararlarına karışmak ve manşet atmak yok.
Böyle olması, sistemin mantığı böyle gerektirdiği, demokrasi ve ülke için daha iyi olacağı için yok. 
Her gazete, mesleki etik ölçüleri içinde, istediği manşeti atacak, istediği yorumu yapacak ve ortaya çıkan kakafonik zenginlikten demokrasinin damarlarına kan gidecek.
Manşet atmak elbette önemlidir, çünkü halka olay ve olguların nasıl anlaşılması gerektiğini işaret eder. Gerçekliğin biçimlendirilmesine katkıda bulunur. Medyanın gücü buradan kaynaklanır. Ona ‘Dördüncü Güç’ denmesinin bir nedeni de budur.
Genellikle siyasetçiler bundan hoşlanmazlar. En önemli kararları alma yetkisinin yanı sıra, onların manşetlerde nasıl verileceğine ilişkin yetkiyi de ellerinde bulundurmak isterler. Doğruyu söyleyenlerden, kendilerinden farklı düşünenlerden hoşlanmazlar.
Ne var ki, demokratik sistem, onların medyayı yönlendirme ve kısıtlama çabalarını hoş görmez.
Böyle girişimleri oyunun ruhunu zedeleyen ciddi fauller olarak değerlendirir. Yapanları otoriterlik ve hatta despotlukla suçlar. Tarih önündeki notunu kırar.
Demokrasinin iyice yerleştiği ve siyasetçiler tarafından içselleştirildiği ülkelerde, medyanın
manşet atma yetkisi sorgulanmaz. Başbakanlar tarafından günlük eleştiri konusu yapılmaz.
Hoşa gitmeyen manşetler, demokrasi denen sistemin tuzu biberi olarak kabul edilir. Başbakanlara verilen büyük yetkilerin bedeli olarak, gerekirse acı bir tebessümle, sineye çekilmesi beklenir.
Sistem böyle işler: Başbakanlar iş yapar, gazeteciler manşet atar.
Manşet atmak isteyen başbakanlara ise emekli olduktan sonra gazeteci olmaları önerilir. Başbakanlık kadar güçlü olmasa da, zevkli bir iştir.