Basın özgürlüğü: Bir iyi, bir kötü haber

Türkiye'de basın özgürlüğünün durumunun uluslararası planda gözetim altına alındığı ve tartışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu konuda Amerikalılar da hassas, ama özellikle Avrupalıların 'her şey yolunda' şeklinde...

Türkiye’de basın özgürlüğünün durumunun uluslararası planda gözetim altına alındığı ve tartışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu konuda Amerikalılar da hassas, ama özellikle Avrupalıların ‘her şey yolunda’ şeklinde özetlenebilecek kayıtsızlığının yerini ciddi bir tedirginliğin aldığını söyleyebiliriz. Vergi cezalarından telefon dinlemelere birçok şeyi anlayamadıkları için soruyorlar:
“Ne oluyor?”
Onlara, biri iyi, öteki kötü iki haber verebilirim.
Önce kötü haber: Demokrasinin vazgeçilmezi soruşturmacı gazeteciliğin en başarılı
temsilcilerinden Milliyet gazetesi muhabiri Nedim Şener ‘Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ adlı
kitabı dolayısıyla ağır cezalık oldu. Açılan davalarda toplam 28 yıl hapsi isteniyor!
Evet, tam 28 yıl! Açıp bakın, AB ülkelerinde ya da ABD’de böyle bir şey var mı! Olabilir mi?
Gazeteci Şener’e karşı açılan davalar uluslararası medya ve insan hakları gözlemcilerinin dikkatini çekecek, Türkiye’ye çok puanlar kaybettirecektir.
İyi habere gelince... 31 Mayıs tarihinde bu köşede yayınlanan ‘Niçin nal topluyoruz’ başlıklı yazımda Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın “Basın Hakları İhlalleri İzleme Raporu’na dayanarak bazı rakamlar vermiş, bu arada 1 Ocak- 30 Nisan 2009 döneminde TCK’nın 301. maddesinden 719 dosyanın Adalet Bakanlığı’na gönderildiğini ve bunlardan 73’ü için soruşşturma izni verildiğini” belirtmiştim.
Meğer rapordaki rakkamlar durumu tam olarak yansıtmıyormuş. İşin doğrusu hakkında Adalet Bakanlığı’ndan gelen açıklamayı memnuniyetle yayınlıyorum:
“Kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği
8 Mayıs 2008’den 18 Mayıs 2009 tarihine kadar izin talebiyle Bakanlığımıza toplam 799 dosya gönderilmiştir. İncelemesi tamamlanan 737 dosyadan 664’ü (yüzde 90) hakkında soruşturma izni
verilmemiş, 73 (yüzde 10) dosyada ise soruşturma
izni verilmiştir. 62 dosyayala ilgili inceleme işlemleri ise devam etmektedir.
Kanun değişikliğinden sonraki ilk aylarda Bakanlığımıza gönderilen dosya sayısının yüksek olması, daha önceki yıllarda açılan ve devam etmekte olan davalarda durma kararı verilip dosyaların izin için Bakanlığımıza gönderilmesinden kaynaklanmaktadır. 799 davadan 620’si kanun değişikliğinden önceki döneme ilişkindir.
301. maddede yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 8 Mayıs 2008 tarihinden sonraki döneme ait iddialara ilişkin olarak 1 yılı aşkın süre zarfında savcılıklardan soruşturma izni talebiyle 179 dosya gönderilmiştir. Bunlardan 169’unun incelemesi tamamlanmış ve sadece 8’ine (yüzde 5) izin verilmişitir. 161 başvuru ise geri çevrilmişitir.”
Evet, Adalet Bakanlığı’ndan gelen iyi haber böyle. Ama en iyi kısmı şu paragrafta:
“İzin talebiyle Bakanlığımıza gönderilen dosyalar büyük titizlikle incelenmekte, ifade özgürlüğünün genişletilmesi ve güvence altına alınması yönünde 301. madde metninde yapılan son değişikliklerin amacı ve gerekçeleri doğrultusunda bir değerlendirme yapılmaktadır. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Yargıtay’ın bu konudaki içtihatları da göz önünde bulundurulmaktadır. AİHM, birçok kararında, ifade hürriyetinin sadece toplumda beğenilen, kabul gören, zararsız ve kayıtsızlık içeren bilgiler ve fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu vurgulamıştır. Bunun demokratik bir toplumun olmazsa olmaz unsurlarından olan çokseslilik ve hoşgörünün gereği olduğu belirtilmiştir.”