Başladı kazaska

1940'lı yılların ikinci yarısı olmalı... Çankırı'dayız. O zamanlar subaylar dizlerine kadar çıkan çizmeler giyerlerdi.

1940’lı yılların ikinci yarısı olmalı... Çankırı’dayız. O zamanlar subaylar dizlerine kadar çıkan çizmeler giyerlerdi. Kardeşlerimle en büyük eğlencemiz, seyisi yanında at sırtında birliğinden dönen babamın çizmelerini çekerek çıkartmaktı. Uzun çabalardan sonra çizme çıktığında sırtüstü yere yuvarlanır, kahkahalar atardık...
Birkaç gün önce Kafkaslarda olup bitenleri düşünürken geldi aklıma bu çizmeler.. Çünkü o yıllarda yapılan bir ‘balo’da çizmeli bir subayın müthiş bir kazaska oynadığını hatırlıyorum.
“Raspa raspa raspa, başlıyor kazaska...”
Bir lastik top gibi hoplayıp zıplıyor, bir yay gibi gerilip gevşiyordu.
“Neredeydin kızım, danstaydım anne, kiminle kızım, bir subayla anne” diye biten son bölümünde salon alkıştan yıkılmıştı.
Kafkas kelimesini ilk kez o zaman duymuş olmalıyım.
Kaf Dağı’nın arkasındaydı o yıllarda Kafkaslar. Sanki ancak kartalların uçabileceği kadar uzak bir yerdi.
Son bir haftadır tartıştıklarımıza bakıyorum da ‘Kafkaslar içimizde’ diyorum. Artık hepimiz Kafkaslıyız.
Bunu geçen hafta Strasbourg’ta bir öğrenci grubuna konuşurken bir kez daha anladım. Bana soru soranlar arasında Bakü’den Azeri bir öğrenci de vardı. Türkiye’deki siyaseti çok yakından izliyordu.
29 Mart seçimleri gecesi sabaha kadar televizyon başında oturduğunu söylüyordu.
Tabii söz Türkiye’nin olası Ermenistan açılımı dolayısıyla Azerilerin Türkiye’ye kırgın olup
olmadığına geldi:
“Hayır kırgın değiliz. Türkiye bizim idolümüz, ona hiçbir zaman kırılmayız” dedi.
Sonra ekledi:
“Ama biraz telaşlıyız. Çünkü ne olduğunu anlamıyoruz.”
Sanırım ‘telaşlıyız’ı ‘kaygılıyız’ anlamında kullanıyordu.
Türkiye’de bizim de pek bir şey anlamadığımızı söyledim. Öyle ya, Ermenistan’la sınırı açmak gibi önemli bir konu o denklemin bir parçası olan ‘kardeş’ ülkeden ya da ‘stratejik ortak’tan habersiz, onun onayını almadan yürütülüyor olabilir miydi?
Türkiye elbette Azerbaycan’ı kırmak istemezdi.
Meğer ki, onu ‘elde var bir’ sayıp hepten duyarsız davranmış olsun!
Ama, dedim ya, bilmiyoruz.
Kafkas dansı yapmak kolay değil. Bol akrobasi, inanılmaz çeviklik gerektiriyor. Bölgenin petrolü, doğalgazı var. Asya’nın kapısı. Bir zamanlar ‘Büyük Oyun’ denen çıkar çatışmalarının yaşandığı bir yer. Rusya’nın, İran’ın, Türkiye’nin arka bahçesi, Amerika’nın, Avrupa Birliği’nin ilgi alanı. Nice stratejik fayın kesişme noktası...
Benim bildiğim İlham Aliyev, yüzlerce yıllık Rus işgali deneyiminden sonra öyle kolay kolay Moskova’ya koşup Putin’e “Bizi şemsiyenizin altına alın!” demez.
Bir yerde ciddi bir yanlışlık olmalı, telaşa yol açacak bir yanlışlık. Ama nerede?