Baykal ve aydın düşmanlığı

Oktay Ekşi ile Turgut Kazan, Basın Konseyi'nin TCK 301 madde ile ilgili görüşlerini açıklamak ve destek istemek üzere Ankara'ya gidip Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve...

Oktay Ekşi ile Turgut Kazan, Basın Konseyi'nin TCK 301 madde ile ilgili görüşlerini açıklamak ve destek istemek üzere Ankara'ya gidip Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile görüştüler ve hüsran içinde geri döndüler.
Cemil Çiçek'in 301 konusundaki tutumuyla ilgili söylenecek bir şey kalmadı. Ümitsiz vak'adır.
CHP lideri Baykal'a gelince... Onun bu konudaki tutumunu açıklayabilecek bir kelime bulmakta zorlanıyor, 'Nasıl olabilir? Nasıl olabilir?'in ötesinde bir şey söyleyemiyorum.
Nasıl olur da, üstelik sosyal demokrat olduğunu iddia eden bir muhalefet partisinin lideri temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren böyle bir konuda sağcı partilerin gerisine düşebilir?
Nasıl olur da iktidardaki partinin mensupları bile değiştirilmesi gerektiğini kabul ederken bu sözde sosyal demokrat lider yabancı büyükelçilere böyle bir maddenin savunmasını yapabilir?
Nasıl olabilir? Nasıl olabilir?
Baykal, Basın Konseyi heyetine bu konuda daha önce söylediklerinden farklı bir şey söylememiş.
Bu antidemokratik maddeyi öteden beri dört bakımdan savunageliyor ki, dördü de yanlıştır:
Birincisi, böyle bir değişikliğe ihtiyaç olmadığını söylüyor. O bunu söylerken sürekli olarak bu maddeden davalar açılmakta... Yazar çizer yurttaşlar birbiri ardından mahkemelere düşerken, Türkiye demokratik dünyada daha da mahcup duruma düşüyor. Sorun var, demek ki çözüme ihtiyaç da var!
İkincisi, bu maddede şimdi bir değişiklik yapmanın yabancı baskısına boyun eğmek olacağını söylüyor. Oysa, bu madde ile ilgili uyarıları yabancılardan çok daha önce basın örgütlerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve hukukçularımız yapmıştı. Baskının kaynağı yabancı değil yerlidir.
Üçüncüsü, buna benzer maddelerin diğer Avrupa ülkelerinde bulunduğunu öne sürüyor. Ne var ki, son zamanlarda uzman hukukçular durumun pek de öyle olmadığını kanıtlarıyla ortaya koyuyorlar.
Dördüncüsü, bu konuda 'milletin duyarlığı'na ters düşmek istemediklerini belirtiyor. Tamam da, bir dakika: Bu konuda yekpare bir millet duyarlılığından söz edilebilir mi? Bu maddeye karşı çıkanlar onun parçası değiller mi? Kaldı ki, son kamuoyu yoklamaları halkın çoğunluğunun bu maddenin değişmesinden yana olduğunu gösteriyor.
Tabii şöyle bir soru da çıkıyor karşımıza: Temel hak ve özgürlüklerle ilgili bu kadar yaşamsal bir konuda halkın gerisine düşen, inisiyatif kullanmak istemeyen bir liderden o ülkenin demokrasisine hayır gelir mi?
En acısını söyleyeyim: 'Yükselen milliyetçi oylar'dan pay kapma çabası içine giren Baykal CHP'sinin gittikçe aydın düşmanlığına doğru savrulduğunu gösteriyor. 'Mademki Orhan Pamuk, Elif Şafak, Hrant Dink'in ve başka aydınların adları 301 ile özdeşleşti, biz bu maddeye karşı çıkarak onlara kızanların oylarını kaparız' hesabının başka ne adı olabilir?
Geçenlerde bir televizyon programında bir CHP milletvekilinin Hrant Dink'in cenazesindeki sloganları eleştirirken şöyle dediğini duydum:
"Bu İstanbul entelleri, yaptıklarının Anadolu'daki sonuçlarını düşünmüyorlar!"
Nasıl, dâhiyane bir analiz değil mi!
Baykal yönetimi, 301. maddeye karşı muhalefeti 'İstanbul entelleri' ya da 'yabancılaşmış liberal aydınlar'dan ibaret sanarken kendisi açısından büyük bir hata yapıyor. Ankara'ya sıkışmış olan CHP yönetimi, değişen İstanbul'u ve Türkiye'yi anlamakta zorluk çekiyor. İstanbul'dan başlayarak çeşitli yerlerde yükselen demokrasi dalgasını göremiyor.
Lehindeki tüm koşullara ve türlü çeşitli milliyetçilik gösterilerine rağmen kamuoyu yoklamalarındaki puanlarının bir türlü yüzde 15'i aşmaması da bunu göstermiyor mu?