Ben de oradaydım

Adım Tuğrul Eryılmaz'ın sansürünü aşıp gazete sayfalarına girmedi, ama ben de oradaydım! 'Neredeydin?' diyecek kadar dünyadan kopuk yaşamıyorsanız biliyorsunuz: Leonard Cohen konserinde.

Adım Tuğrul Eryılmaz’ın sansürünü aşıp gazete sayfalarına girmedi, ama ben de oradaydım! ‘Neredeydin?’ diyecek kadar dünyadan kopuk yaşamıyorsanız biliyorsunuz: Leonard Cohen konserinde. Hem de ilk gece. Evet, o yapış yapış ağustos gecesi Harbiye Açıkhava’daki o ‘ayin’e ben de katıldım.
O geceye kadar büyük bir Cohen hayranı olmadığımı itiraf etmeliyim. Müziğini biraz fazla depresif bulmuşumdur. Eşim de sesinin monotonluğundan şikâyet ederdi. Biraz fazla geç olsa da, o gece fikrim değişti: Yaşı ilerledikçe sesi bas bariton ve bas olarak harika bir kıvama ulaşmış. Artık ben de inanıyorum ki, Cohen zamanımızın en önemli müzik adamlarından biridir.
Hayat boyu unutulamayacak bir konserdi. Kaçıranlar ne kadar dizlerini dövseler yeridir.
Zamanlarımız tuttuğa halde, Cohen’le müziksel anlamda fazla sıkı fıkı olmayışımızın başka nedenleri de olmalı. Biz, biraz da şans eseri olsa gerek, daha çok Joan Baez, Peter Paul and Mary ve Simon and Garfunkel çizgisinde bulduk kendi aradıklarımızı. 1960’lı yılların ilk yarısında bir gece, daha sonra çevirmen olarak da tanınanacak olan Belkıs Dişbudak’ın evinde Joan Baez’in Long Play’ini ilk kez dinlediğimiz geceyi hatırlıyorum. ‘Banks of Ohio’
o gece şarkımız olmuştu.
Müzik beğenisi olarak bir dönüm noktasıydı o gece. Aradığımız bir çok şey vardı orada: İyi gitmeyen aşklar, haksızlıklarla dolu bir dünya, ama gene de bir şeyler yapılabileceğine dair bir inanç.
Daha sonraki yıllarda parlayacak olan Cohen’ın müziğinde bizim için eksik olan o sonuncusuydu belki de. O bir anlamda hep intiharın eşiğinde kıvranırken, biz büyük değişimlerin sevincini karşılamaya hazırlıyorduk kendimizi...
Cohen intihar etmeyip ayakta kaldı, Joan Baez ise 21. yüzyılın haritası çizilmemiş topraklarında biraz fazla nostaljik kalıyor...
Cohen’ın her şeyden önce özgün bir şair olması, benim için bugün daha fazla önem taşıyor. Ben onun müziğinin, asıl mesajlarını koyduğu şiirini taşıtmak için yarattığı bir taşıyıcı olduğunu düşünüyorum. Bu, aslında, müziğin ve şiirin antropolojik anlamda çıkışına kadar giden bir birliktelik.
İçinde yaşadığımız hiper- görsellik çağında bu birlikteliğin ayakta kalmış olması bile, yeterince anlamlı benim için 
Seziyorum ki, herkesin içinde dışarı çıkmak isteyen bir şair var.
Vardığım sonuç: Cohen’ın müziği ne kadar depresif olursa olsun asıl mesajı kötümser değil. O kadar ince duyguların o kadar güzel söylendiği bir dünyada mutlaka umut vardır!