Ben yüzde 43'lük filan bir hava görmüyorum

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kimi gazetecilere partisinin yaptırdığı bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarını göstermiş. Bu araştırmaya göre, AKP'nin oy oranı yüzde 43'ü bulmuşmuş!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kimi gazetecilere partisinin yaptırdığı bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarını göstermiş. Bu araştırmaya göre, AKP'nin oy oranı yüzde 43'ü bulmuşmuş!
Başbakan, bunu, halkımızın Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmemesine gösterdiği demokratik tepkiyle açıklamış. Bazıları 'mağduriyet faktörü' diye de açıklıyorlar. Bu anket sonuçlarını görenler, AKP'nin 400 milletvekili ile iktidara gelme olasılığından söz etmekteler...
Kusura bakmasınlar, ama ben de aynı ülkede yaşadığım, epey dolaştığım ve insanlarla konuştuğum halde yüzde 43'lük bir hava göremiyorum. Öyle ya, yüzde 43 demek neredeyse her iki kişiden birinin oyunu almak demek. Peki bu insanlar neredeler? Bırakın yüzde 43'ü, benim kendi temaslarımdan edindiğim izlenim, AKP'nin, en büyük parti olarak çıksa bile, 2002'de aldığı oy oranını tutturamayacağı yönünde. (Ki, aynı oranda oy alsa bile Meclis'teki sandalye sayısının düşmesi çok olası görünüyor.)
2002'de benim cevelan ettiğim ortam ve yörelerde bile (İstanbul, Marmara Bölgesi, Kuzey Ege) AKP konusunda çok daha fazla coşku ve canlılık vardı. 'Oyum AKP'ye!' diyenlere çok daha sık rastlıyordum. Ya buralarda AKP'nin oyları düştü ya da bu partiye oy verecek olanlar bu kez bunu nedense açıklamıyorlar.
Bu iddiamın bilimsel olmadığını elbette biliyorum. Ben yalnızca izlenimlerimi aktarıyorum. Başkalarına soruyorum, çoğundan benimkine benzer izlenimler duyuyorum. Ola ki, hepimiz kaşığımızı çorba kazanının aynı bölgesine sokmaktayızdır.
İstatistik derslerinde, 'örneklem' seçmenin mantığı anlatılırken bir kazan çorba örneği verilir. Denir ki, çorbanın tuzlu olup olmadığını anlamak için kazandaki çorbanın tamamını içmemiz gerekmez. Bir kaşık çorba yeter. Yeter ki, çorba iyi karıştırılmış ve sizin kaşık çorbayı o bölgeden almış olsun!
Eğer çorba iyi karıştırılmamışsa, sizin aldığınız kaşık çorba zehir gibi tuzlu ya da iç bayacak kadar yavan olabilir.
Acaba ben mi kaşığımı kazanın yanlış yerlerine sokuyorum, ne dersiniz?
Yoksa, diyorum, birileri, kazanın belirli yerlerinden alınmış çorbayı bize yutturarak göz boyamaya mı çalışıyor?
Bu ikinci yöntem 'manipülasyon' alanına giriyor ve seçim kampanyalarının en hararetli evresinde özellikle etkili olabiliyor. Amaç, 'kazanacak olan'dan yana oy kullanmak isteyeceği bilinen kararsız seçmeni etkilemek. Sanki kimin kazanacağı çoktan belli izlenimi oluşturmak! 'Gel, sen de katıl, sen de kazan!' havası yaratmak.
Dediğim gibi, ben de bu ülkede yaşadığım halde yüzde 43'lük bir siyasal fırtına emaresi göremiyorum.
Her ne hal ise, Vehbi'nin kerrakesi 23 Temmuz sabahı sergiye çıkacak!