Beşiktaşlı olmanın dayanılmaz ağırlığı

Beşiktaşlı olmanın pek keyif verici olmadığı bir dönemden geçiyoruz. Bunun tek nedeni Fenerbahçe ile Galatasaray'ın Avrupa'da oynadıkları futbolla taraftarlarının yüzünü güldürmeleri...

Beşiktaşlı olmanın pek keyif verici olmadığı bir dönemden geçiyoruz. Bunun tek nedeni Fenerbahçe ile Galatasaray'ın Avrupa'da oynadıkları futbolla taraftarlarının yüzünü güldürmeleri, buna karşılık Beşiktaş'ın son iki maçta sıfır çekmesi değil. Beşiktaş son iki maçında Avrupalılara karşı daha başarılı sonuçlar alsaydı sevinirdik, ama keyfimiz yerine gelir miydi, pek emin değilim.
Çünkü daha ciddi bir sıkıntı var. İlkesel planda duyulan bir sıkıntı. İstanbul'un üç büyük kulübünün, belki de kökenleri nedeniyle, farklı kültürleri temsil ettikleri öne sürülür:
Fenerbahçe, başarıyı her şeyden önemli görenlerin, hatta ona tapanların kulübüdür. Fenerlilik kültürü şampiyonluktan daha aşağısı ile yetinmez, ikincilikle asla övünmez.
Galatasaray kurumsal kimliğiyle ötekilerden, özellikle Fener'den, ayrıldığını düşünür, hatta bunun snobluğunu yapar, ama son yıllarda fena halde Fenerlileşmiştir.
Beşiktaş ise, belki de mahallenin yoksul çocuğu olması nedeniyle, ilkeleri her şeyden yukarıda tutmasıyla övünegelmiştir. Başarı sonra gelir. Süreç, sonuçtan daha önemlidir.
Bu felsefede 'her ne pahasına olursa olsun kazanmak', aslında kaybetmektir! Günümüzün vahşi futbol ortamında bu türden romantik ilkelerin kimilerine komik geleceğini biliyorum. Ne yapalım? Bizim gibi temel değerleri 20. yüzyılın ortalarında oluşmuş olanlar ola ki başka alanlarda da komik görünebilirler.
Hayat!
Keyfimizi kaçıran şeyin Beşiktaş'a son yıllarda egemen olan yönetim anlayışı olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı? Hele, hakkındaki çeşitli sorular açıklığa kavuşmamış olan Sinan Engin'in genel menajer yapılması açık yaraya tuz biber ekti. Sinan Engin'i takımın başında gören nice eski moda Beşiktaş taraftarı sıkıntı içinde. Renkten renge giriyor, ne yapacaklarını, tepkilerini nasıl göstereceklerini bilemiyorlar.
Ben, şahsen, sinir sistemimin selameti adına, Sinan Engin'in başında olduğu takımın hiçbir maçını seyretmemeye karar verdim. Bakalım başarabilecek miyim?
Sonucu süreçten daha önemli sayma sendromunun futbol ile sınırlı olmadığını biliyorum. Siyaset dünyasına bakın, Ankara'daki son kaosu inceleyin. Türkiye bu absürd duruma niçin ve nasıl geldi? İlle kazanmak için her yolu denemeye hazır olanlar yüzünden değil mi?
Ya kültür dünyası? Orası çok mu farklı?
Her türlü ilkesizliği bir sonuçla, diyelim çok satış ya da ödülle, haklı göstermeye çalışanlar orada yok mu sanki?
Olmaz olur mu? Çok, hem de pek çok! Gelin görün ki, onların maçlarını da seyretmemeye karar versem bu köşeyi kapatmam gerekir. Şimdilik buna hazır değilim.