Bilgi kirlenmesi üzerine tezler

Son günlerde Hrant Dink cinayeti bağlamında 'bilgi kirlenmesi'nden şikâyetlerin arttığını görüyoruz. Kimi yorumcular, aslında 'enformasyon curcunası' dememiz gereken bu duruma, sanki ilk kez yaşanıyormuş gibi tepki veriyorlar.

Son günlerde Hrant Dink cinayeti bağlamında 'bilgi kirlenmesi'nden şikâyetlerin arttığını görüyoruz. Kimi yorumcular, aslında 'enformasyon curcunası' dememiz gereken bu duruma, sanki ilk kez yaşanıyormuş gibi tepki veriyorlar. Oysa bu curcuna ve onun içindeki kirlilik özellikle AKP iktidarı sırasında yoğunlaşmış olan bir olgunun son perdesinden başka bir şey değildir.
Bu konuda bazı tezler:
1) Enformasyon üretimi ve dağılımını kontrol etmek iktidarda olmanın ayrıcalıklarından biridir.
2) Günümüzde, enformasyonda üstünlük kurma mücadelesi siyasal mücadeleden ayrılamaz. O yüzden, ne kadar eğlenceye boğulmuş görünürse görünsün, medya bu savaşın ana muharebe alanlarından birini oluşturur. Bu mücadelede taraflardan biri 'hegemonik', yani kayıtsız şartsız baskın olduğu sürece akıllar fazla karışmaz. Ancak bu hegemonyanın kırıldığı ve parçalandığı dönemlerde bizim yaşamakta olduğumuza benzer bulanıklıklar yaşanır.
3) Medyada belirli bir bakış açısının, belirli bir 'okuma'nın, egemen olması o ülkedeki iktidar yapısıyla ilintilidir. Bu iktidar yapısı olabildiğince yekpare olduğu sürece rakip görüşler söz sırası almakta zorluk çeker ve marjinal kalırlar. Ancak, o iktidar yapısının bölünüp parçalanması er geç medyaya da yansır. Yükselen ve iktidardan pay almaya başlayan güçler kendi medyalarını ve enformasyon kaynaklarını da yaratır, egemen görüşlere her fırsatta meydan okumaya başlarlar. Farklı 'okumalar' arasında rekabet baş gösterir ve bir çeşit gerilla savaşına dönüşür.
4) Mücadelenin özü, olayların ne olduğundan çok, nasıl görüneceği üzerinedir. Danıştay cinayeti ya da Hrant Dink suikastı gibi büyük bir olay patlak verir vermez taraflar enformasyon üretme ve yönlendirme işine aktif olarak katılırlar. Ellerindeki olanakları bu amaçla seferber ederler.
5) Piyasaya 'kirli', yani yönlendirilmiş bilgi çıkarmak bu mücadelede kullanılan yöntemlerden yalnızca birisidir. Enformasyon saklamak, akışını engellemek, susmak çok kullanılan diğer yöntemlerdir. Merakın yüksek, bilginin ise az olduğu ortamlarda söylentiler hızla ürer, kafalar karışır.
Bu kafa karışıklığı birilerinin işine yarayabilir.
Hrant Dink cinayeti Türkiyesi'ne bu tezler açısından baktığımızda ne görüyoruz?
1) Türkiye'de iktidar yapısı yekpareliğini kaybetmiş, parçalanmıştır. Bu, hem toplumsal hem de siyasal açıdan böyledir. Kuşkusuz ideolojik 'okuma' açısından da böyledir. Günümüzde Ankara temelli ulusalcı görüş hegemonik olma özelliğini yitirmiştir. Çeşitli rakipler türemiş, bunlardan bazıları önemli mevziler edinmiştir. Bir olayın nasıl okunması gerektiği konusunda çeşitli iktidar parçaları, örneğin silahlı kuvvetler ile iktidar partisi, taban tabana zıt görüşler öne sürebilmektedir. Evet Ankara'da kurumsal rekabet hep vardı ama şimdi yaşanan çokbaşlılık daha önce görülmemiş boyutlardadır.
2) Bu parçalanma medyada da yansımasını bulmuştur. 1990'larda özel televizyonların yaygınlaşmasıyla TRT'nin enformatik gücü azalmış, Ankara'dan İstanbul'a güç kayması gerçekleşmiştir. Son yıllarda İslamcı medyanın cemaat sınırlarını aşıp popülerleşme aşamasına geçmesi ve tiraj/reyting almasıyla oyunun niteliği daha da değişmiştir. Yükselen İslamcı medya, Danıştay olayında olduğu gibi, hegemonik tanımlamaları tersyüz edebilmekte ne kadar etkili olabileceğini göstermiştir.
3) Bu yıl seçim yılı olduğundan iktidar parçaları ve talipleri kendi medyalarını yaratma ve onların aracılığı ile kamuoyunu etkileme çabasını yoğunlaştırmıştır. Bu çaba bazen cüretkâr görünümler alabilmektedir. Samsun'da Ogün Samast'la fotoğraf çektirme olayında haberin servis ediliş biçimi buna son örnektir. Benzer örnekler Danıştay cinayetinden sonra da yaşanmıştı. Muharebe kızışmıştır.
VE SONUÇ: Enformasyon kirliliğinin en iyi ilacı bol ve güvenilir enformasyondur. Böyle dönemlerde sözüne güvenilen ve sadece doğruları yazdığına inanılan gazetelere ve medya organlarına duyulan ihtiyaç da doruğa çıkar. İşte bu yüzden New York Times ya da Le Monde'a 'ulusal kurum' muamelesi yapılır.