Bir de İngilizce anlatalım

Yıllar önce Levent Kırca'nın TRT televizyonunda yayımlanan bir toplumsal uyarı mesajı vardı, bilmem hatırlar mısınız.

Yıllar önce Levent Kırca'nın TRT televizyonunda yayımlanan bir toplumsal uyarı mesajı vardı, bilmem hatırlar mısınız. Kırca bu mesajda, alışverişlerde fiş toplamanın önemini vurgularken 'Türkçe anlattık, anlamadınız, bari bir de İngilizce söyleyelim' diyor ve sözlerine İngilizce devam ediyordu.
Türkiye de galiba bu durumda. Baksanıza günlük İngilizce gazete sayısı üç oldu. Turkish Daily News (TDN) ve The New Anatolian'a dün de Today's Zaman eklendi!
Türkiye'nin ciddi bir derdini anlatma sorunu olduğu öteden beri biliniyordu. Son zamanlarda durumun iyileşmediği şuradan da belli: 'Ermeni soykırımı' yasası bu kez Amerikan Temsilciler Meclisi'nden geçeceğe benziyor... Türkiye'nin kendisine model aldığı Fransa'nın büyük bir olasılıkla bir sonraki Cumhurbaşkanı olacak kişi, Nicholas Sarkozy, adaylık konuşmasında "İçinde Türkiye olmayan bir Avrupa istiyorum!" diyor ve muazzam alkış alıyor.
Amerika'da olsun, Fransa'da olsun, pek çok yerde ülkemiz hakkında yaygın önyargılar ve derin bir cehalet bulunduğundan sık sık şikâyet ediyoruz.
Bu durumun başlıca sorumlusu elbette biziz. Belki 'merkezi imparatorluk' geleneğinden geldiğimiz için (Onlar bizi öğrensin!), belki yüzyıllar boyu kendi içimize itildiğimizden (Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur!) kendimizi, görüşlerimizi, savlarımızı başkalarına anlatmayı zül saymışız. Çok gerektiğinde bu işi başkalarına, 'dragoman'lara bırakmışız.
Sonuç ortada.
Ülkemizde yayımlanan İngilizce gazetelerin sayısının artması, Türkiye'yi tanımak ve anlamak konusunda bir talep yükselişi olduğunu da gösteriyor.
Tarihsel bağlamına yerleştirecek olursak:
XX. yüzyılın son çeyreğinde küreselleşmenin ortaya çıkardığı yeni elitlerin haber ihtiyaçlarına yanıt vermek üzere yeni kaynaklar belirdi: CNN televizyonu, USA Today gazetesi, International Herald Tribune (IHT) gazetesi... Durmadan seyahat eden işadamlarının kaldığı beş yıldızlı otellerden uydu sayesinde seyredilebilen televizyonlar, dünyanın dört bir yanında basılan ve sabahın erken saatlerinde kapı altından atılabilen gazeteler.
Türkiye de bu değişimi hissetti. Uzun yıllar boyu Türkiye'ye bir gün sonradan gelen IHT artık İstanbul'da da basılıyor.
Ama belli ki bu yetmedi. Gelen turist sayısının da artmasıyla talep çeşitlendi ve katlandı.
Turkish Daily News uzun yıllar Ankara'da yayımlandıktan sonra geçenlerde İstanbul'a taşındı, Doğan Grubu içinde Referans gazetesi ile işbirliği halinde çıkmaya başladı. Yazarlarının çoğu aynı ama yeni mizanpajı ile güvenilir Anglo-American gazetelerini andırıyor.
TDN'in eski sahibi İlnur Çevik tarafından çıkarılan The New Anatolian ise Ankara'da çıkan yegâne dikkate değer gazete olma özelliğine sahip. Sahibinin özel ilgileri nedeniyle Irak konusunda istihbaratı güçlü olan bu gazete son zamanlarda zor günler yaşıyormuş. Kişisel görüşüm: İlnur Çevik aynı koltuğa üç karpuzu birden sığdırmaya çalışmasa gazetecilikte önü çok daha açık olabilirdi.
Dün ilk sayısı yayımlanan Today's Zaman'a gelince... Güçlü olanaklara ve uzun bir hazırlık dönemine dayandığı hemen belli oluyor. Sayfa sayısı çok, kadrosu zengin. Uluslararası ilişkilerde çok başarılı olduğu bilinen Fethullah Gülen cemaati tarafından yayımlanıyor olması gazetenin özel duyarlılıklarla okunmasına neden olacaktır.
Ben dün üç gazeteye de 'yabancı gözlerle' bakmaya çalıştığımda, Türkiye'deki fikir yelpazesinin genişliğinin bu gazetelere yansıdığını görerek memnun oldum. Amerikan 'op-ed' sayfalarında olduğu gibi Coca Cola-Pepsi Cola çekişmesi yapılmıyor bu sayfalarda. En hassas konularda taban tabana zıt görüşler yayımlanıyor. Bu tartışmalardan Türkiye'nin öyle kıytırık bir yer olmadığı hemen belli oluyor...
İngilizce gazetelerin sayısının artması Türkiye'nin yararınadır.
Türkiye'nin anlatacak çok şeyi vardır Ve dönem, 'mek parmak mek parmak daha' ikna dönemidir.