Bir homo habericus'un anıları

Geçen pazar günü çıkan yazımda, insanın yalnızca başkalarının hayatlarına değil kendi hayatına da...

Geçen pazar günü çıkan yazımda, insanın yalnızca başkalarının hayatlarına değil kendi hayatına da dışarıdan, sanki bir başkasının hayatıymış gibi bakabilmesinin çok önemli ve
gerekli bir yetenek olduğunu belirtmiştim. 
Bu yeteneği kalın kitaplarla somutlaştıran bir dostum var: Altan Öymen. Kendi hayatına dışarıdan bakarak, gördüklerini okurlarla paylaştığı anılar dizisinin üçüncüsü ‘Öfkeli Yıllar’ yeni çıktı. Daha önceki iki ciltle birlikte (‘Bir Dönem Bir Çocuk’, ‘Değişim Yılları’) 1900 sayfalık bir yolculuktan sonra 1930’lardan 1950’lere ulaşıyoruz.
Bence, çok sabırsızlık uyandırıcı; çünkü asıl kovalamaca bundan sonra başlıyor. Öymen’in
gazeteci arkadaşlarıyla birlikte uçak kaçırmasına daha 20 yıl var!..
Öymen bu ciltte 1951 ile 1957 arasında, yani Demokrat Parti iktidarı döneminde Ankaralı bir gazeteci olarak başından geçenleri, sanki bir başkasına olmuş gibi sakin sakin, hiç tepesi atmadan anlatıyor. Haksızlık yapmamaya o kadar özen gösteriyor ki, bazen onun adına siz ağzınızı bozmak zorunda kalıyorsunuz!
Zaten, bu türden anı kitaplarının aksine, Öymen kendisini geriye çekip, daha çok içinde yaşadığı ortamı anlatıyor. Öymen, her şeyden önce bir gazeteci, yani bir homo habericus!
Bu ilginç türü yakından gözlemiş olmayanlar homo habericus’ların nasıl bir hayat yaşadıklarını, daha doğrusu hayatı nasıl yaşadıklarını kesinlikle anlayamazlar. Bunlar haberle yatıp haberle kalkarlar. Gazete görmedikleri gün kıpır kıpırdırlar, sakin duramazlar. Onları gece yarısından sonra şehrin sokaklarında gazetelerin meyhane
baskılarını ararken görebilirsiniz! (Artık ‘meyhane baskısı’ diye bir şey kalmadığına göre, ‘görebilirdiniz’ demek daha doğru olur. Homo habericus’ların televizyon ve internet döneminde mutasyondan geçmiş biçimleri de var elbette.)
Öymen’in kitaplarını bir anı kitabı gibi kronolojik olarak okumak mümkün ve çok zevkli, ancak
bir ansiklopedi ya da referans kitabı olarak kullanmak da mümkün. Kitapların sonundaki
indeks bunu çok kolaylaştırıyor.
Alın şu ‘ispat hakkı’ tartışmasını. Birkaç yıl önce üniversitede bir derste soruşturmacı gazeteciliğin geçmişinden söz ederken, 1950’li yıllarda patlak veren ‘ispat hakkı’ tartışmasını anlatmakta çok zorluk çekmiştim. Öğrencilerim, muhabirlerin yazdıkları yüzde 100 doğru olsa bile, ispat hakkı olmadığı için hapsi boyladıklarını anlamakta zorluk çekiyorlardı. Ben de, Menderes döneminin hazin basın özgürlüğü manzarasını hayal meyal hatırlayan biri olarak:
“Haberin doğru olması ağırlaştırıcı sebeb bile sayılır!” diyordum.
‘Öfkeli Yıllar’ın o bölümünü okurken yaptığım esprinin pek de yanlış olmadığını anladım.
Adnan Menderes’ten bir demokrasi kahramanı yaratmak isteyenlerin en azından kitabın o bölümünü okumalarını öneririm.
Aslında, bence her üç kitap da son zamanlarda kafaları iyice karışık olan iletişim ve siyaset öğrencileri için zorunlu okuma ödevi olmalı.
Öyle sanıyorum ki, ardından gelecek ciltler de! Sevgili Öymen, yazmaya devam, uçak nasıl kaçırılır, öğrenmek istiyorum!..