Bir şairin bir şaire yaptığı

Şairler genellikle birbirlerini sevmezler. Belki de bunu doğal karşılamak gerekir. Her şair, en gizli olanı keşfedip en güzel sözcüklerle anlatmaya çalışan bir peygamberdir kendi çapında.

Şairler genellikle birbirlerini sevmezler. Belki de bunu doğal karşılamak gerekir. Her şair, en gizli olanı keşfedip en güzel sözcüklerle anlatmaya çalışan bir peygamberdir kendi çapında. Kendisini insanlık önünde tüm diğer şairlerin rakibi olarak görür. (Belki bu yüzden, peygamberler de pek sevmezler şairleri.)
Ancak bu rekabet çoğu kez özel konuşmaların ve mektupların dışına pek taşmaz. Şairler başka şairlerin başarılı olmaması için gizli gizli dua etseler de, bu duaların başkaları tarafından duyulmasını istemezler. (Bu arada, edebiyat tarihine geçmiş şair dostlukları da vardır elbette.)
Bundan kısa bir süre önce İngiltere’de yaşananlar, şairler arasındaki rekabetin ne kadar zehirli olabileceğini ortaya koydu. Şiire pek yer ayırmayan günlük basında bile çarşaf çarşaf haberlere konu oldu.
Agatha Christie’vari tipik bir İngiliz detektif romanı düşünün. Ünlü Oxford Üniversitesi’nde geçsin. Üniversitenin şiir kürsüsü için seçim yapılmaktadır. Yılda yalnızca üç konferans vermeyi gerektiren bu işin parasal karşılığı fazla değildir ama, prestiji muazzamdır. Kraliyet tarafından verilen Başşairlik (poet laureate) payesinden sonra ülkenin en yüksek edebi makamıdır.
Kazanma şansı yüksek iki aday vardır: Nobel Edebiyat Ödülü’nü de almış olan Trinidad’lı şair Derek Walcott ve Ruth Padel. Walcott 79, Padel ise 63 yaşındadır. Dünya çapında şöhret sahibi Walcott’un seçilmesi beklenmektedir.
Ancak, gazetelere ulaşan ihbar mektupları ile işler karışır. Walcott ders verdiği Amerikan üniversitelerinde kız öğrencilere sulanmakla suçlanmakta, iki taciz olayı hakkında ayrıntılı bilgiler verilmektedir.
Bu karalama kampanyası çeşitli tepkilere neden olur. Ünlü ve başarılı bir şairin bu şekilde safdışı edilmeye çalışılması edebiyat dünyası ve akademisyenlerce protesto edilir. Protesto edenlerin başında Walcott’un en büyük rakibi Padel gelmektedir. Büyük bir şaire reva görülenleri utanç verici bulduğunu açıklamaktadır.
Her şeye rağmen karalama kampanyası başarılı olur, Walcott adaylıktan çekildiğini açıklar, Padel rahatlıkla seçilir. Ülkenin başşairinden sonra Oxford şairi de artık kadındır.
Ancak, mutluluk fazla uzun sürmez. Walcott hakkında gazetelere gönderilen ihbar mektuplarından bazılarının Padel’dan geldiği ortaya çıkar. Kıyamet kopar ve Padel seçilmesinden 10 gün sonra istifa etmek zorunda kalır.
Cinayet, İngiliz detektif romanlarına yakışır bir biçimde çözülmüştür.
Walcott-Padel skandalı şiir için iyi, mi oldu yoksa kötü mü diye de sormayacağım. Şiirin umurunda değildir böyle şeyler. O her yerde her zaman vardır ve hep var olacaktır.