Bir şiir için neler verilir?

Damıtma hortumlarım-dan şiir damlıyor son yıllarda. Modern insanın hayatından sürgün ettiği, ama kimsenin yok edemediği o asıl cevher, son kale: Şiir!

Hayat bir eleme süreci aynı zamanda. Nelerin gerçekten önemli, nelerin ise önemsiz olduğunu yaşaya yaşaya öğreniyoruz. Gündelik yaşamın binbir cephesinde kıvılcımlar uçuşur, ateşler yanarken, gönül kazanlarımızda bir çeşit damıtma işlemi durmadan ilerliyor kendiliğinden.
Tıp... tıp... tıp...
İmbikten damlıyor damıtık sıvı, arınmış özsuyu.
Kimi insan, yaşı ilerledikçe, mal mülk hırsının, iktidar tutkusunun, şöhret tapınırlığının saçmalığını sezmeye başlıyor. Bilgelerin çağlar boyunca bu konularda söylediklerini daha iyi anlıyor. Kendi hayatındaki önemlilikler ve öncelikler listelerini ona göre değiştiriyor...
Tıp... tıp... tıp...
Benim damıtma hortumlarımdan şiir damlıyor son yıllarda. Modern insanın hayhuy dolu hayatından sürgün ettiği, ama kimsenin yok edemediği o asıl cevher, son kale: Şiir!
Hayata panoramik olarak baktığımda, bazı insanların bir tek şiir ile hayatlarını hak etmiş sayılabileceklerini düşünüyorumÖ Bir tek o şirin, bir hayat boyu didinmeye değebileceğini...
Örneğin, Ahmet Haşim'in 'Karanfil' şiiri. Sadece altı mısra 'Bu adam iyi ki yaşamış!' dedirtiyor insana.
Ama Haşim 'Bir Günün Sonunda Arzu'yu da yazmış.
Şu anda bana öyle geliyor ki, bir tek o şiiri yazabilmek için yaptığım her şeyden vazgeçebilirim.
Ahmet Muhip Dranas'ın 'Kar' şiiri. Yahya Kemal'in 'Itri'si, Tevfik Fikret'in 'Sis'i, Cahit Sıtkı'nın 'Gün Eksilmesin Penceremden'i... Kavafis'in 'Ithaca'sı... Koca bir hayata değecek şiirler.
Bill Gates, Shakespeare'in bir sonesini yazabilmek için tüm servetinden vazgeçmez miydi? Bana sanki geçebilirmiş gibi geliyor!
Biliyorum, şiire burun bükenler, küçümseyen cahilane sözler söyleyenler var etrafta. Nelerden yoksun kaldıklarının farkında bile değiller. Acıyorum onlara...
Gırtlağına kadar görselliğe batmış şu tık nefes zamanda aslında herkesin şiire çok ihtiyacı var. Benim kendi yaşadıklarımdan öğrendiğim bu.
Şiirin günü saati olmaz, ama 21 Mart, Dünya Şairler Günü. Bakın Şair Cevat Çapan, Dünya Şiir Günü bildirisinde o günü nasıl anlatıyor:
"Kimileri parklarda, kimileri toplantı salonlarında, kimileri de sevdikleriyle kendi aralarında şiir okuyarak, şiir üstüne söyleşerek, şiir konusunda düşünerek kutlayacaklar bugünü. Şiirin insan acısını, sevincini, öfkesini ve akla gelmeyen daha nice duygularını nasıl dile getirdiğini yeniden hatırlayacaklar. Kimileri Boğaz'ın iki yakasını donatan erguvanlara bakarak yapacak bunu, kimileri nerdeyse yanı başımızda patlayan bombaların eşliğinde, çığlıklar arasında, barut kokusu içinde. Bir yandan ezenleri, ezilenleri, öbür yandan geceleri, yıldızları, kokuları, tepeden tırnağa çiçek açmış ağaçlarıyla insanı deli eden bu dünyayı düşünerek katılacak bu kutlamaya. Şiirin yaşanan her şeyi beş duyumuzu canlandırarak (görerek, işiterek, koklayarak, tadarak, dokunarak) algılamamızı sağlayan bir duyarlılık kaynağı olduğunu, şiirin bize duygularımızla düşünmeyi, düşüncelerimizle duymayı öğrettiğini hatırlatacak bize Dünya Şiir Günü kutlamaları. Özgürlük ve dayanışma özlemi içinde, 'bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine' yaşamaya bir çağrı olduğunu düşünecekler şiirin. Yalnızca Edirne'den Ardahan'a kadar değil, Çin'den Peru'ya kadar uzayan bir umutla..."
Bu çağrı hepimize. Ben kabul ediyorum.