Bir yıldız doğuyor

Yeni yılın ilk yazısına iyi tarafımızdan başlayalım. 2007 yılında Türk sinemasından güzel haberler bekliyorum. Uğurladığımız yılın son ayında...

Yeni yılın ilk yazısına iyi tarafımızdan başlayalım. 2007 yılında Türk sinemasından güzel haberler bekliyorum. Uğurladığımız yılın son ayında gördüğüm iki film bu alandaki beklentilerimi pekiştirdi 'Takva' ile 'Beynelmilel'den söz ediyorum.
Sinemamız yeniden kitlelerle buluşuyor.
2006 yılında gişede Hollywood'u geride bırakmış olması kültürel açıdan çok anlamlı. Belki, dönerin Almanya da McDonald's'ın hamburgerini geçmesi kadar önemli.
O Hollywood ki, Amerikan motorlu küreselleşmenin en güçlü lokomotiflerinden birisidir. O Hollywood ki, bir Amerikalı editörün dediği gibi, 'CIA'in giremediği yerlere' bile girebilmiştir.
Türk sineması kitlelerle barışıyor. Televizyon gelinceye kadar 'yerli film'ler halkımızın en başta gelen aile eğlencesiydi. Sonra televizyon yaygınlaştı ve pabucu dama atıldı. Sinemacılarımız daha çok yabancılaşmış ve yalnız kalmış aydınların iletişimsizlik bunalımlarını anlatan ağır ve ağdalı filmler yapmaya yöneldiler. Hollywood filmlerini artık zamanında getirebilen sinema salonları tenezzül edip yerli film göstermemeye kadar vardırdılar işi.
Efendim, seyircisi yoktu ki!
Şimdi tatlı intikam zamanıdır!
İyi bir film için her şeyden önce ilginç bir öykü ve sağlam bir senaryo lazım. 'Takva' ve 'Beynelmilel'de gördüğümüz üzere Türkiye anlatılmayı bekleyen öyküler açısından çok zengin. Türk seyircisi şiddet fantezileri üzerine kurulmuş Amerikan öykülerini seyretmekten bıktı. Kendi öykülerini görmek istiyor.
Tabii, çağdaş sinema diliyle anlatılması koşuluyla.
Yeni Türk senaryo yazarları ve yönetmenleri, biraz da televizyon dizilerinin sağladığı deneyimle, işte bunu öğrendiler.
Bu iki öğenin üzerine 'yıldız' kremasını koyabilirsiniz. Kitlelerle sinema arasındaki en güçlü köprüler yıldızlardır. Yıldız perdede göründüğü andan itibaren ona bakmadan edemediğimiz insandır.
'Beynelmilel'de ilk kez seyrettiğim Özgü Namal bence sinemamızın yeni yıldızı olmaya adaydır.
Anlatım yelpazesi çok geniş olan rolünü oynayışını hayranlıkla seyrettim. Tüm yıldızlar gibi o da rolün gerektirdiği anda gülebiliyor, ağlayabiliyor, dans edebiliyor ve hayal kurabiliyor ve hepsinde inandırıcı olabiliyor.
Meryl Streep'i hatırlayınız!
Sinemamızın yeniden yükselişinde demokrasi ve hoşgörünün payını görmezden gelemeyiz.
Eski dönemde 'Takva' ve 'Beynelmilel' asla sansürden geçemezdi.
Özgürlük kültürü sanatsal yaratıcılığı güneş ışığı gibi besliyor. En zor konuları bile anlatılabilir kılıyor. Kârlı çıkan tüm toplumdur. Onları seyrederken kendimizi daha iyi tanıyor, olgunlaşıyor ve özgürleşiyoruz.
İşte bu yüzden sinemamız önümüzdeki dönemde dünyanın en önemli sinemalarından biri olmaya adaydır.