Biz bunları daha önce görmemiş miydik?

Eminim son zamanlarda siz de benim gibi dönüp dolaşıp aynı yere geldiğiniz duygusuna kapılıyorsunuzdur. Yalnızca siyasette değil, hayatın birçok başka alanlarında da.

Eminim son zamanlarda siz de benim gibi dönüp dolaşıp aynı yere geldiğiniz duygusuna kapılıyorsunuzdur. Yalnızca siyasette değil, hayatın birçok başka alanlarında da. Sanki, ne yaparsanız yapın, ne kadar yol aldığınızı varsayarsanız varsayın, bu memlekette bazı şeyler değişmiyor.
Ya da Fransızların o ünlü atasözünde olduğu gibi: "Her şey ne kadar değişirse o kadar aynı kalıyor!"
Ankara'daki bombalı terör saldırısından sonra medyanın ve özellikle televizyonların yaptığı yayınlar bunun son örneği. Bundan önceki saldırılarda kaç kez yazıldı çizildi, toplantılar yapıldı, ilkeler belirlendi, konferanslar verildi, seminerler düzenlendi, ama nafile: 'Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.'
Yine 'Son Dakika' yaftası altında verilen yalan yanlış haberler, kan revan, ceset parçaları, insan onurunu zedeleyen görüntüler. Yine daha ailelerine haber verilmeden ilan edilen ölüler, yaralılar.
Yine teröre çanak tutan türden bir pejmürdelik...
Ve sonra yine bu türden yazılar... Ben yazmaktan, siz okumaktan bıktınız!
Herkes biliyor ki, terörün amacı mümkün olduğunca gürültü çıkarmak, yüreklere korku salmaktır. Yine herkes biliyor ki, bunu yapmanın en iyi yolu medyayı bir çeşit megafon olarak kullanmaktan geçer..
Medyanın bu şekilde kullanılmasına herkesten önce medyanın kendisinin engel olması gerekir.
Bu özenle ve özdenetimle olur, sansürle ilgisi yoktur. Özgür medyanın varoluş gerekçesi, yani demokrasiye hizmet, bunu zorunlu kılar.
Bu gibi konularda (bomba, uçak kaçırılması, baskın, rehine alma, vb.) habere ilk ya da en erken girmek ille başarı değildir. Hatta, tam tersine, nice gazetecilik skandalının giriş kapısıdır. Beş dakika sonra şimdi söylediklerinizi yalanlamak zorunda kalırsınız; 10 dakika sonra da onu. İzleyici çekeceğim, ekran başında tutacağım derken en kıymetli hazinenizi, inanırlığınızı yitirirsiniz.
Bu yüzden dünyanın saygın habercilik kurumları haberlere tezelden girip yanılmak ve yanıltmak yerine, gecikerek girip doğru bilgi vermeyi tercih ederler. Örneğin terörle ilgili hiçbir bilgiyi bir saat geçmeden yayına sokmamak gibi önlemlere başvururlar.
Bizimkiler, insanlara bir yakınlarının öldüğünü paldır küldür (ve belki de yanlış olarak) söylemeyi büyük habercilik sanıyorlar. Buna karşılık İngiliz kamusal yayın kuruluşu BBC'nin 'Yayın İlkeleri Kılavuzu' şöyle diyor:
"İnsanların bir yakınlarının öldüğü haberini ilk olarak bizden öğrenmemesi için her türlü özeni göstermeliyiz." Dikkat edin: 'bizden öğrenmemesi' için!
Acı haberin verilmesinin usulleri ve sorumluları vardır.
İnsana saygı bu türden önlemleri gerekli kılar.
Belli ki, bizde eksik olan da aslında odur. O yüzden yıllar geçer ve biz aynı kısırdöngüde döner dururuz.