Biz köşe yazarları

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın köşe yazarlarından şikâyetçi olması daha çok basın özgürlüğü açısından eleştirildi. Kuşkusuz bu eleştiriler haklıydı:

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın köşe yazarlarından şikâyetçi olması daha çok basın özgürlüğü açısından eleştirildi. Kuşkusuz bu eleştiriler haklıydı:
Demokrasiler, toplumsal tartışmayı gerekli gören, hatta teşvik eden rejimlerdir. Köşe yazıları
o tartışmanın çırası ve odunudurlar.
En vahim durum, suskunluktur. Demokratik ülkelerde köşe yazarları belirli konularda çok yazıyorlar diye değil, hiç yazmıyorlar ya da az yazıyorlar diye şikâyetçi olmak gerekir.
Dahası, demokrasilerde köşe yazarlarının ‘Filanca siyasetçi çok konuşuyor’ demesi gayet normaldir, ama politikacıların köşe yazarları çok yazıyor demesi normal değildir.
Burada elbette politikacının kamusal platformlarda konuşmasından söz ediyorum. Yoksa özel sohbetlerinde istediği köşe yazarını istediği dille yerden yere vurmasına kim ne diyebilir!.
Başbakan Erdoğan’ın bu denklemi görebileceğini sanmıyorum. Her politikacı gibi o da bol bol övgü bekliyor. Bu normal. Ama, herhalde geldiği kültür itibariyle, eleştiriyi kabul etmekte zorlanıyor.
Bu sorunlu.
Siz, bilmem kaç defa Başbakan olan Bülent Ecevit’in köşe yazarlarından yakındığını hiç duydunuz mu?
*
Aslında Erdoğan’ın köşe yazarlarından bu şekilde şikayetçi olması onlara ne kadar önem verdiğinin belirtisi olarak da okunabilir.
12 Eylül döneminde Türkiye’ye gelen ünlü Amerikalı yazar Arthur Miller buradaki meslektaşlarına “Sizi hapse attıklarına göre dediklerinize önem veriyorlar. Bizi mahkemeye verdikleri bile yok!” türünden bir şeyler söylemişti.
Bu ironik durumun günümüzde köşe yazarlarına uygulanabileceğini düşünüyorum. Koskoca ülkenin koskoca başbakanı bir köşe yazarının bir yazısını konu ederek bu kadar çok şey söyleyebiliyorsa o ülkede
basını kimsenin takmadığı iddia edilemez.
Biz köşe yazarları yazdıklarımızın karanlığa atılmış taşlar olup olmadığını merak ederiz zaman zaman. Yazılarımıza eleştirel de olsa tepki aldığımızda seviniriz. Demek ki taş bir başa düşmüştür. Boşa gitmemiştir.
“Bazı siyasetçiler daha az konuşsa ülkede huzur olurdu” dediği için Başbakan’dan yediği fırça, köşe yazarı Mehmet Tezkan’ın hedefi vurduğunun işaretidir.
*
Başbakan Erdoğan eleştirel ve bağımsız basından hoşlanmayan ve denetimi altına almak isteyen ilk siyasetçi değil kuşkusuz. Sonuncusu da olmayacak.
Ancak, şimdiye kadar yaşananlar şunu gösteriyor:
Basını çeşitli baskılarla yola getirme yöntemleri eninde sonunda geri tepmeye mahkûmdur. Bazı mevziler ele geçirebilir, bazı gazeteciler susturulabilir, bazı gazeteler satın alınabilir, bazı kalemler kiralanabilir.
Ancak, ne yaparsanız yapın, olguları yok saymak mümkün değildir.
Kamu vicdanını tamamen köreltemezsiniz.
Hakikat eninde sonunda galip gelir..
Biz köşe yazarlarının bir görevi de, iktidar tutkusuyla gerçeklik duygusunu kaybetmeye başlamış politikacılara bunu hatırlatmaktır.
Teşekkür de beklemeyiz.