Boykot, ceza, demokrasi

Türkiye, gittikçe, popülist bir ?güçlü adam? tarafından yönetilen yarı-demokratik Üçüncü Dünya ülkelerine benziyor.

Türkiye, gittikçe, popülist bir ‘güçlü adam’ tarafından yönetilen yarı-demokratik Üçüncü Dünya ülkelerine benziyor.
Bizim kendimize örnek aldığımız Batı demokrasilerinde asla olmayacak şeylerin, bizde her gün olması bunun belirtisi.
Son örnek Doğan Medya Grubu’na verilen astronomik vergi ‘ceza’sı. Demokratik bir Batı ülkesinde o ülkenin en önemli medya grubuna hükümet tarafından bir vergi konusu bahane edilerek, piyasa değerini aşan öldürücü bir ceza kesilebileceğini düşünebiliyor musunuz?
Elbette düşünemezsiniz? Ama diyelim bir Venezüella’da ya da Zimbabwe’de düşünebilirsiniz.
Tıpkı ülkenin Başbakanı’nın meydan meydan dolaşıp hamaset nutukları atarken, insanları belirli gazeteleri boykot etmeye çağırmasını düşünemeyeceğiniz gibi.
Bireyler gazete boykotu çağrısı yapabilirler ama ülkenin en güçlü siyasi aktörü yapamaz. Demokrasiye ters düşer bu.
Ama, Avrupa Birliği ile tam üyelik görüşmelerine başlamış Türkiye’nin Başbakanı bu yapıyor. Her gün yapıyor.
Üstelik demokrasinin faziletlerinden dem vurarak yapıyor. Özgür ve bağımsız bir basını zorunlu sayan demokrasi denen sistemin faziletlerinden yararlanarak bugün bulunduğu yere geldiği halde yapıyor.
Bunun, bir çeşit bindiği dalı kesmek olduğunu söylemek abartma olur mu?
Başbakan Erdoğan’ın aralarında Radikal’in de bulunduğu Doğan Grubu gazetelerine boykot çağrısı yapmasından bu yana beş ay geçti. O zaman yazdığım yazıda şu soruyu sormuştum:
“Acaba boykot çağrısı bu gazetelerin tirajlarını nasıl etkileyecek?”
Tiraj raporlarına baktığımızda pek etkilemediğini, hatta tersine etki yaptığını görüyoruz.
Halk hükümetlere yağdanlık yapan gazeteleri değil, gerektiğinde onları eleştirebilen gazeteleri okumayı seviyor. Basın sosyolojisinin temel olgularından biri bu. Demokratik ülkelerde böyle.
Medyada kendi yandaşlarını yaratabilmek için cüretkâr adımlar da atmış olan Başbakan Erdoğan, belli ki bu duruma sinirleniyor. O halktan bir şey isteyecek de olmayacak! Boykot çağrısı üzerine halkın yüzde 47’si ya da yarısı okudukları gazeteleri terk etseydi ne güzel olurdu!
Ama öyle olmadı. Demek ki başka şeyler yapmak lazım.
Dünyada eşi benzeri olmayan vergi cezasının işte bu bir sonraki adımı oluşturduğu kolayca anlaşılıyor. İçinde muhalif yazarların da yer aldığı basın grubu yok edilecek! Ortalık güllük gülistanlık olacak!
Heyhat! Böyle düşünen başka politikacılar da oldu. Uzun dönemde hiçbiri kazançlı çıkmadı.
Çünkü, özgür basının zayıf düştüğü yerlerde özgürlüğü ve demokrasiyi savunmak da zorlaşıyor...