Bozkırın yalınlığında gördüklerim

Ankara Esenboğa Havalanı'nın üst katındaki bekleme salonlarından birinde İstanbul uçağının kalkış saatini bekliyorum.

Ankara Esenboğa Havalanı’nın üst katındaki bekleme salonlarından birinde İstanbul uçağının kalkış saatini bekliyorum.
Güneşli bir güz gününün sonunda Anadolu bozkırına akşam iniyor.
Yeni terminal binası bir uzay üssüne benziyor. Gökyüzüne doğru yükselen cam panelin arkasından görünen tepelere gölgeler düşüyor.
Bozkırda akşam oluşu çok dokunaklıdır..
O yalınlıkta, hayatın ıvır zıvırı bir kenara atılır da, temel, varoluşsal soruları üste çıkar sanki. 
Baktığım yönde dümdüz ilerleyecek olsak Çankırı’ya varacağımızı düşünüyorum.
Çankırı... Hemen, belleğimin derinliklerinde kağnı sesleri yankılanmaya başlıyor.
1940’lı yılların ortaları... Çankırı’daki evimizin önünde kağnılar geçerdi. Kağnı tekerleklerinden çıkan sesleri duymamış olanlara o canhıraşlığı anlatmak mümkün değildir.
Belki işkence gören bir filin hançeresinden çıkabilir öyle ağlamaklı sesler.
Tarihsel bağlamına yerleştirip, yoksul Anadolu köylüsünün feryadı olarak da düşünebilirsiniz...
Çankırı köylerinden Ankara’ya ve bu dolaydaki kasabalara gelen kağnılar, o dehşet verici çığlıklarıyla şuralardan geçiyor olmalıydılar.
Şimdi oralarda uçak pisti, fabrika ve benzin istasyonları var. Dev jetlerin biri iniyor, biri kalkıyor.
Bozkıra bu gözlerle bakınca 50-60 yıl içinde alınan mesafeden etkilenmemek mümkün değil. Kör ve
insafsız olmamak koşuluyla...
Türkiye bir yerlere doğru gidiyor.
Bazen kendisini yönetenler sayesinde, bazen de onlara rağmen gidiyor. Ama gidiyor.
Mutlaka kendisi istediği, dümenini oraya kırdığı için değil, bazen de zamanın akışına kapılmış olduğu için gidiyor. Gitmeyi durduramadığı için gidiyor.
Tastamam nereye gidildiğini kimse bilmiyor, kestiremiyor.
Esenboğa Havaalanı’nda gözlerimi bozkırdan
ayırıp önümdeki gazeteye bakıyorum.
Bir haber, Türkiye’nin 2050 yılında dünyanın dokuzuncu, Avrupa’nın ise üçüncü en büyük
ekonomisi olacağını bildiriyor. Bu kestirimi yapan yatırım bankasına göre kişi başına milli gelir 60 bin dolara çıkacakmış.
İlk bakışta uçuk bir tahmin gibi görünse de, bozkır hatırlatıyor:
50 yıl önce şuradaki toprak yollardan çığlık
çığlığa kağnılar geçerken şu anda gelinen noktayı kestirilebilir miydik?
Evet, Türkiye, haritası çizilmemiş akıntılı denizlerde bir yerlere doğru gidiyor. Bazen kendisini yönetenler sayesinde, bazen de onlara rağmen gidiyor. 
Bozkırın yalınlığında bunu daha iyi görüyorum.