Brüksel'den gösteri ve gerçek

Yaşadığımız çağın adı çok. Bilgi çağı, atom çağı, iletişim çağı, vb. Dün gördüklerimizden sonra 'Telediplomasi çağı'nda yaşadığımızı da söyleyebiliriz.

Yaşadığımız çağın adı çok. Bilgi çağı, atom çağı, iletişim çağı, vb. Dün gördüklerimizden sonra 'Telediplomasi çağı'nda yaşadığımızı da söyleyebiliriz.
Dün çoğu kişi gün boyu televizyonlarının önünde çakılı kaldı ve Brüksel'in diplomasi koridorlarında yaşananları neredeyse dakika dakika izledi. Televizyonun giremediği son iç avlu da böylece düşmüş oldu. Evet, kameralar her zaman görüşme salonunda değildi ama içeriden uçurulan haberlerle neler olduğu az bir zaman farkıyla izlenebiliyordu..
Buna uluslararası ilişkilerin saydamlaşması yönünde olumlu bir adım olarak da bakabilirsiniz, oranın da bir gösteri sahnesi, bir 'show' haline dönüşmesinin olumsuz işareti olarak da.
Diplomasi 'show'unun gerçek sonuçları oldu: Ekranlara yansıyanlara göre İstanbul Borsası sabahleyin düştü, öğleden sonra düştü. Tansiyonu yükselenler, hatta belki kalp krizi geçirenler bile olmuştur.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal öğle saatlerinde Başbakan Erdoğan'ı görüşmelerden çekilmeye ve AB ile ilişkileri dondurmaya çağırdı.
Televizyon sayesinde futbol yorumcusu olarak görmeye alıştığımız gazetecileri bu kez de tele-diplomasi starları olarak izledik. Brüksel koridorlarında atılan çalımları, köşelere takılan golleri, sarı ve kırmızı kartları yorumladılar.
Değme futbol maçlarını aratmayacak kadar heyecanlı bir gündü.
Bir zamanlar dünyanın en sıkıcı olayları arasında sayılan diplomatik müzakerelerin de bir eğlence kaynağı haline gelmesine şaşmıyorum.
Çağımızın baskın slogan "Yar bana bir eğlence medet!" değil mi?
Kim söylemişti unuttum, gazeteciliğin şöyle bir tanımı vardır: "Gazetecilik, Kral Jones'un yaşadığından haberi olmayanlara Kral Jones'un öldüğünü haber verme mesleğidir."
Tele-diplomasi çağında bu tanımı "Gazetecilik,derogasyonun ne anlama geldiğini bilmeyen insanlara derogasyonların değiştiğini heyacanlı bir şekilde haber verme mesleğidir" şeklinde değiştirebiliriz.
Baktım maşallah gazeteci milleti bu konularda ahkam keserken emekli diplomatlardan geri kalmıyor.
Son yıllarda mesleklerine dadanan diplomat takımından rövanşı aldıklarını söyleyebiliriz. Heyecanı yüksek tutmayı başardılar. Az bilgiyi bol kepçe satmayı becerdiler.
Tele-diplomasi gösterisinin altındaki somut gerçeğe gelince:
Brüksel'de en çok enerji harcanan konulardan birisi, AB Komisyonu'nun 6 Ekim raporuna erken tepki vererek (Başbakan Erdoğan raporu 'tatmin edici ve dengeli' bulduğunu söylemişti) kaybedilen zemini geri almak için harcandı. Açık uçluluk, özel statü, sürekli derogasyonlar ve Kıbrıs gibi hassas konulardan bazılarında kısmi bir iyileşme sağlanabildi. Demek ki, 'Teledemokrasi çağı'nda da olsak, bazı konularda acele etmemek, önce düşünüp sonra konuşmak gerekiyor.
Evet, işin özü şu: 17 Aralık 2004 günü Brüksel'de olmayacak denen şey oldu, müzakere tarihi nihayet alındı!
Bu yazıyı tele-diplomatların dün sık sık kullandığı bir cümleyle bitiriyorum: Tarihi bir gündü!