Bu yaz Almanlar gelecek mi?

Türkiye seçim eğik düzleminde koşar adım yol aladursun, milyonlarca insan önümüzdeki yaza kaygılı gözlerle bakıyor.

Türkiye seçim eğik düzleminde koşar adım yol aladursun, milyonlarca insan önümüzdeki yaza kaygılı gözlerle bakıyor.
Bunların başında turizm sektöründe çalışanlar geliyor. Acaba 2007 yazı nasıl geçecek? Acaba 2005'te ulaşılan zirve bu yıl aşılabilecek mi, yoksa Türk turizmindeki duraklama devam mı edecek?
Hani derler ya: Seçim değil, geçim meselesi! Turizm artık istihdam açısından en önde gelen sektörlerden biri olarak tarımın yerini doldurma yönünde ilerliyor. Kendini mevsimlerin salınımına bırakmış mütevekkil köylülerin yerini turist hizmetkârlarının almasının kültürel yorumunu sizlere bırakıyorum...
Farklı uygarlık dönemlerine ait olsalar da ikisini birleştiren bir soru var: Bu yaz mahsul nasıl olacak?
Almanya'nın Essen kentindeki Türkiye Araştırmalar Merkezi'nin (TAM) raporuna göre '2007 turizmde bekleneni vermeyecek.'
Bunun, kimi bizimle ilgili kimi ilgisiz, çeşitli nedenleri var. Turizm alanında sürekli yeni tesisler açılıyor, yatak kapasitesi artıyor, kaliteye doğru yönelim hız kazanıyor, ama hem kendi hatalarımız, hem de turizm dışı faktörler Türkiye'yi vuruyor.
2006 yılında bunlar kuş gribi, karikatür krizi ve bir yıl önceki bombalardan kalma güvenlik endişeleri gibi şeylerdi. Bu yıl ise, 301. madde yargılamalarından alınmış görüntüler demokrasimiz konusunda kafaları daha da karıştırırken, Hıristiyanlara yönelik kanlı saldırıların güvenlik endişelerini koyulaştırdığı anlaşılıyor. Bu, özelikle Türkiye'nin en büyük turizm müşterisi olan Almanya için geçerli.
Türkiye'ye en fazla Alman turist 2005 yılında gelmiş (4 milyon 300 bin). Bu rakam geçen yıl ciddi bir azalma göstererek 3 milyon 700 bine düşmüş. TAM'ın araştırmasına göre bu yıl en fazla 4 milyona çıkabilir. 2005 rakamı zirveliğini sürdürecektir.
TAM Başkanı Faruk Şen, Marmaris'in Robinson Select Maris Oteli'ndeki konferansta yaptığı sunumda Türkiye'nin tanıtım konusunda yine büyük hatalar yaptığını vurguladıktan sonra bu yıl Türkiye'nin karşısında Hırvatistan ve Tayland gibi yeni ciddi rakipler bulunduğunu söyledi. Almanların yılda 60 milyar avro tutan yurtdışı turizm harcamalarına talip olanların sayısı artmakta. Türkiye'nin daha sıkı asılması lazım.
Aslında konferanstaki yerli ve yabancı konuşmacılar bir konuda bir görüş birliği içinde idiler:
Türkiye'nin turizm repertuvarını hızla çeşitlendirmesi gerekir. Güneş turizminin yanı sıra fuar, konferans, sağlık, din turizmi bir süredir adı anılan alanlar; bunlara birçok yenileri eklenebilir. Artık kitleleri değil, özel meraklıları düşünmek gerekir.
2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti unvanını üstlenecek olan İstanbul bu açıdan en parlak olasılık olarak görünüyor. Prof. Şen 'İnsanların gittiklerinde ne yapacaklarını bilmedikleri Barcelona'ya yılda 11 milyon Alman giderken İstanbul'a yalnızca 390 bin Alman gelmesindeki' garabete dikkati çekti. Gerçekten burada ciddi bir yanlış var. Dünyanın en zengin tarihine sahip en eğlenceli ve renkli kentine niçin kültür dostu Almanları bile çekemiyoruz? Türkiye denince insanların aklına İstanbul'dan önce Antalya'nın gelmesi de sözünü ettiğim garabete tuz biber ekiyor. Bu arada bir zamanlar yıldızı parlayan İzmir'in ve tabii Bursa'nın bu kadar gölgede kalmasını nasıl açıklamalı?
Türkiye bir yandan turizm sunumlarını çeşitlendirirken bir yandan da Ege ve Akdeniz'de denizin bittiği gerçeğini kabul etmeli. Bu bölgelere yaptığım her gezide görüyorum ki sahilin betonlaşması ve yok edilmesi sürecinde tahammül sınırları aşılmıştır. Bu sahiller daha fazla yükü kaldırmaz. Yeni tesisler eklenirse, çok uzak olmayan bir gelecekte tümü birlikte çöker. Tüm sahilin SİT alanı ilan edilmesinin ve kıyılarda inşaatların kesinlikle yasaklanmasının zamanı gelmiştir.
Marmaris'e ilk kez bundan tam 41 yıl önce rahmetli Dr. Can Epirden'in 'tayfa'larından biri olarak gelmiştim. Şimdi betonla kaplı kıyılar, koylar, tepeler bomboştu. O zaman günün birinde buraların böyle dolacağını söyleseler asla inanamazdık. Ama her şey sanıldığından daha hızlı oldu ve bu noktaya geldik. Daha ötesi yok.
Daha doğrusu Türkiye'nin geri kalanı var. Tarihi, kültürü, sanatı, kentleri ve insanlarıyla. Denizden karaya çıkmanın zamanıdır.