Bulgaristan: Globalistan'da bir ülke

10günlük yazı tatilinin üçünü Bulgaristan'da geçirdik. Aşağı yukarı 15 yıldır bu ülkeyi ziyaret etmemiştim. Ne kadar ve nasıl değiştiğini merak ediyordum.

10günlük yazı tatilinin üçünü Bulgaristan'da geçirdik. Aşağı yukarı 15 yıldır bu ülkeyi ziyaret etmemiştim. Ne kadar ve nasıl değiştiğini merak ediyordum.
Böyle uzun aralıklardan sonra ülkeleri gezmek, eski fotoğraf albümlerini karıştırmaya benziyor. İçinde yaşarken fark etmeyeceğiniz değişiklikler, kapısı açılan fırından çıkagelen sıcak hava dalgası gibi vuruyor yüzünüze. Çarpılıyor ve soruyorsunuz: Bu ülke hâlâ o ülke midir? Ya da, o ülke gerçekten bu geleceğe mi gebeydi?
Bellekten çıkan en eski albüm:
Siyah-beyaz fotoğraflar. 1964 yılı ekim ayı. Sirkeci'den kalkmış bir tren -Almanya'ya giden işçilerle dolu- sabaha karşı Bulgar istasyonlarında duruyor. Peronlar işe gitmek için bekleyen, kaba saba giysili, asık yüzlü insanlarla dolu. Sosyalist bir ülkedeyiz ilk defa: Pencereden merakla bakıyor, sorular soruyoruz. Kimse yanıtlamıyor sorularımızı...
Renkli, ucuz 'polaroid'ler... 1990'ların başları... Sosyalizm çökmüş, yerine neyin geleceği belli değil. İnsanlar şaşkınlar. Hayır, sevinç yok. Etrafta Amerikan sigarası kokusu...
Bu kez, 15 yıl sonra, dijital görüntüler: 'Mütevekkil' bir hava var. İnsanların bu kadar kısa bir zamanda ülkelerinin başına gelenleri kavrayıp sindirebilmeleri mümkün mü?
Avrupa Birliği'ne tam üye, NATO'ya girmiş, Amerikan askerlerine üs veren bir ülke Bulgaristan! Olabilir mi? Olabilir mi? Olabilir mi?
Olmuş bile. Caddelerden Marx ve Engels'in resimleri indirilmiş, Kentucky Fried Chicken'ın Albay Sanders'inin resimleri asılmış. Keçi sakallı Albay Sanders, Çin'den Arnavutluk'a, 'globalistan'ın her yerinde resmi asılabilen tek sakallı zaten.
Bulgarlar, o siyah-beyaz fotoğraflar zamanında Rusların en sadık müttefiki sayılırdı. Etle tırnak gibi olmaktan söz ederlerdi.
O Ruslar şimdi neredeler?
'Biz Bulgarlar eski dostlarımızı çok kolay unuturuz' diyor anıtın dibinde biri.
Belki de, böyle bir coğrafyada küçük bir kavim olmanın dayattığı bir yetenek bu. Şumen'de (Şumnu) 'ilk Bulgar devleti'nin (MS 681) kurulduğu yerdeki anıtı gezerken hatırlıyoruz.
Hep çok kısa bağımsızlıkların ardından uzun bağımlılıklar gelmiş: Roma, Bizans, Osmanlı, Alman, Rus... Avrupa Birliği...
Bu tarihi anladığınızda, koskoca Türkiye 40 yıldır kapıda bekletilirken ufarak Bulgaristan'ın niçin palaspandıras AB'ye ve NATO'ya alındığını da kavrıyorsunuz. Boş bırakmaya gelmez. Ne olur, ne olmaz, bakarsın Rusya yeniden palazlanır ve elinden kaçırdığını yeniden kucağına alıverir.
Bulgaristan da, Türkiye gibi, 'globalistan' koşullarına göre yeniden tasarımlanmakta (redsign) olan bir ülke. Bu konuda daha anlatacak şeyler var. Artık haftaya.