Bunlar çıldırmış olmalı

Geçen haftanın çoğunu Helsinki ve Stockholm'de geçirdim. Finlandiya ve İsveç'in ikisi de aklın egemenliğine kendisini teslim etmiş 'rasyonel' Avrupa ülkeleri.

Geçen haftanın çoğunu Helsinki ve Stockholm’de geçirdim. Finlandiya ve İsveç’in ikisi de aklın egemenliğine kendisini teslim etmiş ‘rasyonel’ Avrupa ülkeleri. Genellikle işler yolunda gidiyor ve her şey işliyor. Bu yüzden, özellikle Finlandiya’nın, bizim gibi yüksek uyarı düzeylerine alışmış olanlar için biraz sıkıcı olduklarını söyleyebilirim.
Ve korkarım, bu sakin ve aklı başında halleriyle, en azından şu evrede, Avrupa’yı temsil etmiyorlar.
Alın şu İtalya’da yaşananları. Başbakan Berlusconi ile Kaddafi’nin yan yana fotoğraflarını görünce “Hayır, böyle bir şey doğru olamaz!” diye düşündüm. “Bu kadarını filmlerde yapsanız kimse inanmaz.”
Bunlar gerçek insanlar mı, yoksa bir opera komikten sokağa fırlamış aktörler mi?
Bilmem İtalyan Başbakanı’nın pembe dizilere taş çıkaran evlilik ve aşk öykülerini izliyor musunuz? Yetmiş küsur yaşındaki adamın 18’lik bir kızla ilişkisi dillere destan oldu. Ya, Çek Başbakan’ı için yazlık evinde verdiği çılgın parti. Bir fotoğraf gördüm, Sodom ile Gomora’nın son günlerini anlatan konulu filmlerden arta kalmış sanırsınız:
Anadan üryan kızlar yerde yatıyor ve Çek Başbakanı olduğu öne sürülen biri , damızlık
boğa gibi alesta üzerlerine saldırıyor.
Sonra, sanki hiçbir şey olmamış gibi hayatlar devam ediyor.
İtalya’ya geldiğinde göğsüne Çöl Aslanı Ömer Muhtar’ın resimlerini takmış olan Kaddafi -ki korumalarının tümü kadınmış, bugün Roma’da bir parka kurulmuş çadırında 700 İtalyan kadınıyla buluşuyor. ‘Avrupalı kadınları kurtaracağını’ onlara anlatacakmış!
Bu kadarını Fellini bile düşünemezdi.
Onun hayalgücünün aşıldığı, Kaddafi gibi birinin Avrupa kadınlarını kurtarmaktan söz
ettiği, bir dönemde yaşıyoruz.
Belli ki, buralarda bir şeyler fena halde yanlış.
Ahlaki müflisliğini dışa vuran tüm kepazeliklerine rağmen Berlusconi’nin partisi Avrupa Parlamentosu seçimlerinde herkesten fazla oy alıyor.
Büyük iktisadi kriz Avrupa’yı kasıp kavuruyor ama böyle dönemlerde yükselişe geçen sol partilerin oyları geriliyor.
Avrupa Parlamentosu’na seçilen kripto faşistlerin sayısı artıyor. Bunların birçoğu Avrupa Birliği’ne karşılar.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra demokratik samimiyeti ile tüm dünyayı etkilemiş olan Avrupa’nın (Buna ‘soft power’ ya da ‘yumuşak güç’ diyorlar) ciddi bir inanç bunalımına düştüğü anlaşılıyor.
Zaten askeri gücü, yani ‘hard power’ı yok. 
Bütün bunların Türkiye için anlamı ne?
İç çekişmelerlden yorulmuş bizim absürdistanın da, basmakalıp laflar dışında, böyle şeyleri irdeleyecek enerjisi yok. 
Haydi hayırlısı...