Bütün bunlar boşuna mı yaşandı?

AKP lideri ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanı seçiminde uzlaşmaya hazır olduğunu açıklamış.

AKP lideri ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanı seçiminde uzlaşmaya hazır olduğunu açıklamış. Az gittik uz gittik, Çankaya tepesine düz gittik ve döndük mü oyunun birinci karesine!
Bunun böyle olması gerektiğini, başka türlüsünün Türkiye'nin siyasal ve toplumsal gerçeklerine uygun düşmeyeceğini aylardır dile getirenler (ki bu satırların yazarı da onlar arasındadır) eminim sormaktalar:
"Niçin bu kadar geç kalındı? Niçin bu ülkeye bu kadar eza edildi, onca para, pul ve prestij kaybettirildi? Yazık değil mi!"
Aslında, tarihte hiçbir şey boş yere yaşanmaz. Gereken dersler de günün birinde mutlaka çıkarılır. Önemli olan o dersten yararlanabilecek durumda olanların bunu zamanında çıkarıp çıkaramadığıdır.
Türkiye başarısızlıkla sonuçlanan cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde kendisiyle ilgili pek çok şeyler öğrendi. Bu süreçte rol alan aktörler de kendileriyle ilgili pek çok şey öğrenmiş olmalılar. İtiş kakış arasında herkes karşısındakini değiştirmeye çalışıyor gibi görünse de aslında kendisi de değişti. Daha önce hiç kullanmadığı bazı güçlerinin olduğunu, gerektiğinde şişirebildiği gizli pazularının bulunduğunu keşfetti. Tıpkı çok güvendiği bazı dağlara kar yağabileceğini, en sağlam bildiklerinin kriz anında zaafa dönüşebileceğini keşfetmesi gibi.
22 Temmuz seçimlerine iki hafta kala 25 Nisan Türkiyesi artık geçmiştedir. Hemşerimiz Heraklitus'un dediği gibi: "Nehir de değişti, nehire giren de!"
25 Nisan sabahı Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin siyaset arenasındaki bütün ipleri elinde tutan, her şeyi kontrol eden bir lider görünümündeydi. Medyanın büyük bir kısmı, onun oynattığını söylediği 'çelik çomak oyunu'yla ilişkili her hareketini büyülenmiş gibi izliyor, ağzından çıkacak en ufak ses parçacığına dayanarak ülkenin bir sonraki cumhurbaşkanını tahmin etmeye çalışıyordu.
Bu hareket ve parçacıklara dayanarak Erdoğan'ın adaylığının ve cumhurbaşkanlığının garanti olduğunu ilan eden; ondan Çankaya'ya çıktıktan sonra nasıl bir cumhurbaşkanı olacağının röportajını alanlar bile oldu.
Medyamızın o kesimi 'lider büyülenmesi'nin sakıncaları konusunda gereken dersleri almıştır umarım.
Gene de çok emin değilim: AKP'nin yüzde 40'ı aşan oylarla yeniden tek başına iktidara geleceği konusunda birilerince pompalanan havaya kendilerini bu kadar kaptırmış olmaları aynı büyünün devamı olabilir mi?
Daha önce de yazdım: Ben öyle yüzde 43'lük filan bir hava görmüyorum. Hatta, çorbanın benim kaşığımı daldırdığım bölgesinden gelen sinyaller AKP'nin 2002 seçimlerindeki oy oranını tutturmasının bile zor olduğunu gösteriyor. Kaldı ki, Meclis'teki sandalye sayısı açısından çok daha gerilerde olacağında pek çok kişi mutabık.
Yani, 23 Temmuz sabahı AKP kesin kontrolü ele geçiremeyecek. Türkiye bir daha 25 Nisan sabahına dönmeyecek!
Erdoğan, cumhurbaşkanlığı konusunda en baştan beri doğru olanı yapacağını söyleyerek nihayet bu olgunun farkına vardığını gösteriyor.
Eğer samimi ise, bütün bunları boşuna yaşamamış olduğumuz sonucuna varıp, 22 Temmuz sonrasına çok daha iyimser gözlerle bakabiliriz.