Büyük bunalım

Olayları aynı tepelerden atış yapan fikir çeteleri gibi tek tip değerlendirmekten kaçınan, Türkiye'nin çağdaş ve demokratik bir topluma dönüşmesini...

Olayları aynı tepelerden atış yapan fikir çeteleri gibi tek tip değerlendirmekten kaçınan, Türkiye’nin çağdaş ve demokratik bir topluma dönüşmesini gönülden arzulayan ama Ortadoğu sellerine kapılarak kendine özgülüğünü kaybetmesini de istemeyen bir ‘Öteki’
olarak son günlerde sık sık soruyorum:
Bu bina bu kadar sikleti çeker mi, yoksa çöker mi?
Bu sistem kendi içinde bu kadar gerginliğe dayanır mı, yoksa dağılır mı?
Kendilerini girdikleri cengin şehvetine kaptırmış olanlar, gidişatı kazanılan ve kaybedilen mevzilere göre değerlendiriyorlar. Gözleri bir sonraki mevziden başka bir şey görmüyor.
Ben ise, bir tarihçi gibi, geriye çekilip uzaktan bakmaya çalışıyorum.
Gördüklerim beni kaygılandırıyor. Fena halde kaygılandırıyor.
Örneğin, ülkeyi bir arada tutmaktan sorumlu belli başlı kurumların bu ölçüde birbirlerine düşman kesildikleri, adeta birbirlerini ters kutuplar gibi ittikleri bir başkentin ülkenin temel sorunlarını çözüp çözemeyeceğini soruyorum. Dış hasımlarla başa çıkıp çıkamayacaklarını soruyorum.
Hükümet, Silahlı Kuvvetler, Yargı... Eksen kurumlar bunlar. Onlar itişirken ülke bitişebilir mi? Zor projelerin altından kalkabilir mi?
Aynı şey bu ülkede yaşayan insanları şimdiye kadar bir arada tutan değerler için de doğru. Hâlâ ‘Türk milleti’ diye bir şey var mı, eğer yoksa, onun yerini ne aldı?
Aynı soruları Cumhuriyet, Atatürk ve hatta ‘vatan’ kavramları için de sorabiliriz. O zaman bizi ne birleştiriyor? Yalnızca din bağı mı?
Büyük tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık Milliyet’e konuşurken benzer kaygıları dile getirmiş:
“Bugün bir bunalım içindeyiz. Türkiye
Cumhuriyeti temelinden sarsılıyor... Bu bunalım çok kötü neticeler verebilir.”
Türkiye’nin Tarih Dede’si, iktidarıyla muhalefetiyle, siyasetçilerin durumun vahametini anlamamakla suçluyor. Onları şu kritik geçitte acilen işbirliğine davet ediyor.
“Yoksa nereye gideceğimiz belli değil” diyor.
Ben de birkaç yıldır, haritası çizilmemiş sularda ve alacakaranlıkta yolculuk yaptığımızı yazıyorum. Gün batıyor mu yoksa doğuyor mu, cevaplar hangi tepede mevzilendiğinize göre değişiyor diyorum.
İçinde bulunduğumuz somut çözülme koşullarında şafağın sökeceğine ve etrafın aydınlanacağına
inancım azalıyor.
Ne yazık ki, bu ülkenin bir kez daha daha önce yapamadığı bir şeyi yaparak büyük uzlaşmanın yolunu bulması gerekiyor. Bu nasıl olur, bilmiyorum
Felaket kapıyı çalmadan, çok geç olmadan, onarılamayacak şeyler gerçekleşmeden birilerinin, akil adam ve kurumların buna önayak olması gerekiyor.
Var mı öyleleri? Yoksa artık herkes muharip mi?