Çamurdan çıkan pırlanta: İznik

Kış ortasında İstanbul'un boğuntulu havasından kısa bir süre uzaklaşmaya, çok uzak olmayan bir yerlerde 'bir tatlı huzur' aramaya karar verdik. Nereye gitsek? Nereye gitsek?

Kış ortasında İstanbul'un boğuntulu havasından kısa bir süre uzaklaşmaya, çok uzak olmayan bir yerlerde 'bir tatlı huzur' aramaya karar verdik. Nereye gitsek? Nereye gitsek?
Aklıma İznik geldi. Biraz da suçluluk duygusundan olsa gerek. Yılbaşında Lizbon'da Gülbenkyan Müzesi'ni gezerken karşıma çıkan çini panonun pırıltısı gözlerime yapışıp kalmıştı. 16. yüzyıldan kalma bu parça, İstanbul kökenli büyük koleksiyoncunun en çok sevdiği eserlerden biriymiş. Renkleri ve ışığıyla insanın içini aydınlatan bir İznik şaheseri...
Çocukluğumun çoğu Bursa'da geçtiği ve lisede İznik'li arkadaşlarım olduğu halde bu şaheserin ve ona benzer nicelerinin yapıldığı kasabayı fazla bilmiyordum.
Yalova üzerinden koyulduk yola. Yalova'dan İznik yalnızca 60 kilometre uzaklıkta.
İçimde bir korku: Acaba hayal kırıklığına uğrar mıyım?
Meğer bu yaygın bir korkuymuş. İznikli bir dost bunu şöyle anlattı: "İznik bir marka. Uzun yıllar bu markanın içi doldurulamadığı için pek çok kişi geldiğinde hayal kırıklığına uğramış."
Şundan olsa gerek: İznik'in çok parlak bir geçmişi var. Bitinya, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı... Hıristiyanlık tarihinin en önemli toplantılarından birinin yapıldığı yer... 16 ve 17. yüzyıllarda göz kamaştırıcı bir çinicilik merkezi.
Ve ondan sonra, çok yakın tarihlere kadar uzanan bir gerileme, yıkım ve çamura gömülme dönemi...
İşte bu dönemde İznik köyleşmiş, gelen gezginler aradıklarını bulamamışlar.
Bir İznik gazetesinden öğrendiğime göre, Atatürk de bunlardan biriymiş. 1936 yılında İznik'e geldiğinde, yanında bulunan Afet Hanım tarihi İznik'i görmek için Atatürk'ten izin istemiş. Atatürk şu yanıtı vermiş:
"Hayhay, gidebilirsiniz, fakat asıl İznik'i göremeyeceksin, çünkü o toprağın altındadır."
Toprağın ve gölün altında...
İşte o İznik yavaş yavaş çamurdan çıkıyor. Kentin tam merkezinde bulunan Ayasofya'nın restorasyonu başlamak üzere. Bir yıl sürecekmiş. Ana caddedeki görkemli Sultan Hamam'ının kazı ve restorasyonu ise Mayıs'ta tamamlanıyor.
Kaymakam Hüseyin Avcı, İznik'in yeraltındaki değerlerini çamurdan çıkarmaya kararlı görünüyor.
Uzun yıllar tamamen kaybolan çinicilik sanatı yeniden canlanma sürecinde. İznik'te 40 kadar çini atelyesi kurulmuş. Sanatçılar bir yandan görkemli geçmişten yararlanırken, bir yandan da farklı bir üretime dayanan Kütahya çiniciliği ile rekabet etme çabasındalar ve bence her türlü desteğe layıklar.
Şimdiden, ortaya çıkan bazı eserlerin 'Gülbenkyan'ın müzesine layık' olduğunu söyleyebilirim.
Sırf çinicilik bile, doğru yolda ilerlerse, İznik'i dünyanın önemli sanat merkezlerinden biri haline getirebilir.
İznik'in çinicilerin yanı sıra, şairleri, ressamları, heykeltraşları, takı ustaları ile bir sanat kolonisine dönüşmüş halini hayal edebiliyorum. Bahçelerden kulağıma müzik sesleri geliyor.
Osmanlı'ının yükseliş dönemine ait mekanlarda içim ferahlar. Devletin en dinamik, en saf, en hoşgörülü dönemidir bu. İznik'te bu ferahlığı bulabiliyorsunuz.
Roma, Bizans, Osmanlı... İznik'te herkesin, ötekine düşman olmadan, övünebileceği bir şeyler var.
Cumhuriyet dönemi hariç... Şimdi sıra onda.
Pırlanta İznik'i çamurdan iyice çıkarıp insanlığın beğenisine sunmakta...