Çanakkale Savaşı'nda son durum

Türkiye hareket halinde bir ülke. Milliyet'in yaptırdığı 'Biz kimiz?' anketine göre, halkımızın üçte biri doğduğu yerden başka yere göç etmiş, beşte biri de şimdi yaşadığı yerden başka bir yere göç etmek istiyormuş.

Türkiye hareket halinde bir ülke. Milliyet'in yaptırdığı 'Biz kimiz?' anketine göre, halkımızın üçte biri doğduğu yerden başka yere göç etmiş, beşte biri de şimdi yaşadığı yerden başka bir yere göç etmek istiyormuş. Tarımsal nüfus daha da azalacağına göre önümüzde de daha çok göçler var demektir.
Türkiye yalnızca geleceği değil, geçmişi de hareket halinde olan bir ülke. Tarihimizle de uğraşıyor, onu farklı yerlere çekiyoruz. Belli ki, tarihimizin oturup yerleşmesi daha çok yıllar alacak.
Bunun en canlı örneği, Çanakkale savaşları.
Ben, yöresel ilgilerimin de etkisiyle, bu alandaki hareketliliği dikkatle izliyorum.
Biliyorsunuz, bu alandaki hareketlilik son yıllarda çok arttı. Ortaya alışılanın çok dışında Çanakkale yorumları çıktı, bu yorumlar tepkiler çekti, saflaşmalar oldu.
Yakın tarihimizin en önemli tarihsel olaylarından biri hakkında bile anlaşamıyoruz!
Bir 18 Mart'ı daha geride bıraktığımız 2007 ilkbaharında, Mehmet Akif'in deyişiyle 'şu Boğaz harbi' hakkında üç temel yorumun çekiştiğini söyleyebiliriz:
1) Cihadist görüş: Ülkemizde İslamcılığın kabarmasıyla birlikte yükseliş gösteren bu görüşe göre, Çanakkale savaşları Hıristiyan Batı'ya karşı kazanılmış bir 'cihat'tır. Müslümanların iman gücüyle, din adamlarının ve evliyaların da desteğiyle kazanılmıştır. Akif'in de 1919'da yazdığı ünlü şiirinde bu görüşe yakın durduğunu söylemek yanlış olmaz.
Ne var ki, hayat o kadar yalın değil: 'Tek dişi kalmış medeniyet denen canavar'la birlikte Boğaz'a saldıranlar arasında pek çok Müslüman, Osmanlı saflarında çarpışanlar arasında ise birçok gayrimüslim vardı. Üstelik, cihat yaptığı öne sürülen ordunun komutanı bir Alman idi!
2) Nasyonalist görüş: Eskiden 'milliyetçi' ya da 'ulusalcı' diyerek işin içinden sıyrılıyorduk, ama bu iki kesim son aylarda o kadar farklılaştılar ki, artık aynı isim altında anılmak istemiyorlar. Çanakkale konusunda her ikisini birleştiren öğe 'Türklük.'
Bu savaş, öldü sanılan 'Türk'ün ayağa kalktığı ve liderini bulduğu bulduğu tarihsel olay olarak önemseniyor ve 'milli şahlanış' olarak betimleniyor.
Bu iki ana görüş arasında şiddetli bir çatışma olduğunu tahmin edebilirsiniz. Daha çok futbola ilişkin fikirlerinden tanıdığımız Erman Toroğlu bu çatışmayı bir yazısında şöyle dile getirmişti: "Çanakkale destanını Türk milleti yazmıştır...
Türk milleti, Arap milleti boyunduruğundan Çanakkale destanı ile sıyrılmaya başlamıştır."
3) Hümanist görüş: Benim kendime daha yakın bulduğum bu bakış açısına göre, Çanakkale savaşları, tıpkı Troya savaşı gibi, Anadolu halklarının istilacılara direndiği savaşlardan birisidir, belki de en büyüğüdür. Bu toprağın insanları vatanları tehlikeye düşünce kendi aralarındaki ayrımları bir yana bırakıp müstevlilere karşı birlikte mücadele etmişlerdir. Özünde dayanışma, özveri ve saygı vardır. Tabii, kan, şiddet ve acımasızlıkla iç içe...
Bu 18 Mart günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tam 10 bakanıyla birlikte Çanakkale'deydi. Belli ki, bir simge-olay olarak çok önem veriyorlar. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Ankara'da kalmayı tercih ettiler. Hükümet Çanakkale'deki törene, devlet ise Anıtkabir'dekine ağırlık verdi diyebiliriz.
Son günlerde sık sık 'Erdoğan, Çankaya'ya çıkacak mı çıkmayacak mı?' anketleri yapılıyor.
Ben çıkmayacağı kanısındayım. Ama eğer çıkarsa, gelecek yılki Çanakkale törenlerinin cumhurbaşkanlı olacağına dair bahse girerim!