Çavuş Çalışma Grubu

Birkaç gün önce gelen internet mesajında Çavuş Çalışma Grubu'nun...

Birkaç gün önce gelen internet mesajında Çavuş Çalışma Grubu’nun mensupları arasında adımı gördüğümde biraz ürktüğümü itiraf etmeliyim!
Bir kez, adı, Ergenekon iddianamelerinde geçen ‘Batı Çalışma Grubu’nu hatırlatıyor.
İkincisi, içinde, fazla yüksek olmasa da askeri bir rütbenin adı geçiyor: Çavuş.
Bu çavuş kimin nesi oluyor? Hangi iddianamede adı geçen, hangi paşaların ya da kurmayların yanında görev yaptı? Ya o paşalardan biri ondan ‘İyi bir çocuktur!’ diye söz etti ise?
Ee, hassas bir dönemden geçiyoruz, dikkatli olmak zorundayız. Dünyada hakkında ceza soruşturması yapılan en çok sayıda generale sahip olduğu kesinleşmiş bir ülkede yaşıyoruz. Bakarsınız malum kanallara ve sitelere ‘Bu böyle devam edemez, çavuşu kurtarmalıyız’ türünden şeylerin söylendiği dinleme kayıtları düşer, sonra ayıkla pirinci taşını!
*
Mesajın tamamını okuyunca ürküntüm bir nebze dağıldı. Meğer burada sözü edilen çavuş üzümü imiş; Bozcaada’da faaliyet gösteren bu çalışma grubu son yıllarda eskisi kadar değeri bilinmeyen bu nefis üzüm türünü kurtarmak için neler yapılabileceğini araştırıyormuş. Beni de, akademik ve mesleki sıfatlarıma bakarak, medya ile temas ve tanıtım işlevlerini yürütmek üzere gruba almışlar.
Her ihtimale karşı listeyi dikkatle inceledim: Grupta emekli de olsa subay ya da astsubay yok, çavuş da yok, ama üniversite profesörleri ve gazeteciler gibi başka netameli meslek mensupları var!
Ne yapalım, rizikoları göğüsleyip, bir çavuşsever olarak (çavuş üzümünü kastediyorum tabii!) yurttaşlık görevimizi yerine getireceğiz.
Okuduğunuz yazı, bu grupta yaptığım ilk çalışmadır!

Safranbolu çavuşu ve pembe çavuş gibi başka cinsleri de vardır ama, erbabının bileceği üzere, Bozcaada’nın çavuş üzümü dünyanın en güzel üzümüdür. Sarışındır, iridir, ince kabukludur ve çıtır çekirdeklidir. O kadar kolay çiğnenir ki, fıstıklı üzüm yediğinizi sanırsınız. (Modern tıbbın üzüm çekirdeğini tüm dertlere deva ilan ettiğini ve çekirdek haplarının eczanelerde satıldığını hatırlayım!)
Derler ki, adadan Osmanlı Sarayı’na çavuş üzümü gidermiş!
Bağlarda şu sıralar çavuşlar kesiliyor. Artık pek uyulmuyor, ama ada Rumları 6 Ağustos’tan önce
çavuş kesmeyi günah sayar ve ilk kestiklerinde ‘Kala bereket’ diyerek birbirlerini kutlarlarmış!
‘Kala bereket!’ Lafın güzelliğine bakın!
Çavuşun sorunu şurada: Narin olan bu üzümün hızla tüketiciye ulaştırılması gerekiyor, çünkü kesildikten 10 gün kadar sonra canlılığını kaybetmeye başlıyor. Ne var ki, yeni kuşaklar çavuş üzümünü tanımıyorlar, üzüm deyince akıllarına çekirdeksiz üzüm geliyor, Kısa ömürlü çavuşlar manavlarda müşteri bekliyor.
Pazarlama sıkıntısı yüzünden son 15-20 yıl içinde pek çok çavuş bağı köklendi, yerlerine Cabarnet, Merlot, Şiraz gibi şaraplıklar dikildi... Sonunda, Bozcaada çavuşu soyu tükenmekte olan harika yaratıklar kategorisine girdi.
Önce Reşit Soley’in (Corvus) sonra da diğer şarap firmalarının son yıllarda çavuştan güzel beyaz
şaraplar yapmaları bir umutttur ama yetmiyor. Ağzının tadını bilenlerin yeniden Bozcaada çavuşunu tanıması, satın alması ve bol bol yemesi gerekiyor.
Talep artsın ki eski çavuş bağları kurtulsun, yenileri dikilsin!
Güzel şeylerin ömrü az oluyor. Çavuş mevsimini kaçırmayın!