Cenaze röntgenciliği

Genel olarak medyamızın, özel olarak ise televizyon haberlerinin eleştirilecek pek çok yanı var. Nitekim bunlar birçok ağızdan eleştiriliyor:

Genel olarak medyamızın, özel olarak ise televizyon haberlerinin eleştirilecek pek çok yanı var. Nitekim bunlar birçok ağızdan eleştiriliyor: sansasyonalizm, kadın ve çocuğa duyarsızlık, şiddet merakı, arşiv görüntülerinin taze görüntü imiş kullanılması gibi...
Ancak bir konu var ki, yıllardır sürüp gittiği halde hemen hiç kimse ses çıkartmıyor:
Acılı insanlara saygısızlık!
İsterseniz buna cenaze evi röntgenciliği de diyebilirsiniz. Ancak, en çok orada ve özellikle şehit cenazelerinde karşımıza çıksa da, onunla sınırlı değil. Çocuğu balkondan düşmüş anne, oğlunun trafik kazasında yaralandığını duyan baba, sınıf arkadaşını kaybetmiş öğrenci de olabilir.
İnsan hayatında bazı anlar çok özel, çok bireysel anlardır. Doğrudan doğruya, insana saygı ilkesinin bir gereği olarak ‘özel yaşam’ alanına girerler. Oraya bodoslama girilmez. Girilse bile, orada çok dikkatli, özenli ve saygılı davranılması gerekir.
Ne demek istediğimi anlamak isteyenlere, bizdeki şehit cenazesi haberleri ile örneğin Amerika’daki şehit cenazesi haberlerini karşılaştırmalarını öneririm.
Ya da trafik kazasında çocuğunu kaybetmiş anneyle ilgili görüntüleri Avrupa ülkelerinin televizyon haberlerindeki görüntülerle. (Orada büyük bir olasılıkla bu türden görüntüleri hiç görmeyeceksiniz.)
Doğum gibi ölüm de özel bir olaydır. Onu izleyen derin acı, keder ve yeis de öyle.
Bizde nedense bu konuda duyarlık çok düşük: Televizyon haberlerimizde havsalaya sığmaz
şeyler görüyorum.
Güneydoğu’da şehit düşmüş bir çocuğun evine acı haberi vermek için görevliler gidiyor. Yanlarına televizyon habercilerini de alıyorlar. Eve yaklaşırlarken yanlarına bir kalabalık birikiyor. Eve varınca, kamera kötü şeyler sezen annenin yüzüne odaklanıyor.
Ve tabii, kopuyor bir vaveyla!
Bayılan anne, çırpınan yakınlar, başını taşlara vuran baba...
Daha da kötüsü, televizyon haber bülteninde bu görüntüler döne döne gösteriliyor.
Bu ne duyarsızlıktır, bu ne saygısızlıktır!
İnsan, öz evladının ölüm haberinin şokunu kendi başına ya da yakınlarının kollarında, dünya aleme teşhir edilmeden, yaşayamaz mı?
Ya kimi cenazelerde yaşanan curcuna... Ölümden habersiz minik çocukların rol mankeni gibi kullanılması...
Televizyon habercilerimizin bu konuda duyarlık çıtasını çok yükseltmeleri gerekiyor.
Televizyon habercileri dedim ama, sakın yazılı basınımızın bu konuda çok iyi sınavlar verdiğini ima ettiğim sanılmasın. Aynı zaafa ve sömürüye onlarda da rastlıyoruz. Birinci sayfaya konmuş saygısız fotoğraflarda, hiçbir özgünlüğü olmayan basmakalıp başlıklarda...
Bence, bu tür haberlerde bazı klişe deyişlerin yazıişlerince yasaklanması lazım:
‘Ateşi düştüğü yeri yaktı’, ‘Ana yüreği yandı’, ‘Ailesi sinir krizleri geçirdi’. Tersi mümkün olmadığı için hiçbir anlamı da olmayan boş laflar...
Bu akşam televizyon haberlerini bir de bu gözle seyredin, bana hak vereceksiniz.