'Ceza'

Doğan Yayın Holding'e kesilen havsalaya sığmaz vergi cezası birçok bakımdan ele alınabilir. Ben önce basın tarihimiz açısından değerlendirmemi söyleyeyim:

Doğan Yayın Holding’e kesilen havsalaya sığmaz vergi cezası birçok bakımdan ele alınabilir.
Ben önce basın tarihimiz açısından değerlendirmemi söyleyeyim: Erdoğan hükümeti tarafından verilen bu ceza, siyasal iktidar ile bağımsız basın arasındaki ilişkiler tarihçemize yeni bir utanç sayfası ekleyecektir. Yasal sonucu ne olursa olsun, ileride, basın özgürlüğüne ilgi duyanlar tarafından incelenecek, sorgulanacak, makalelere konu olacak, ders kitaplarında örnek olarak gösterilecektir.
II. Abdülhamid’le, İttihat ve Terakki ile, Adnan Menderes ile, askeri cunta yönetimleriyle yan yana yazılacaktır.
Adnan Menderes’in aslında ‘demokrat’ olduğunu öne sürenler, onun Başbakanlığı sırasında hapse atılmış gazeteciler listesini görünce, Ankara Cezaevi’nin Hilton Koğuşu’nda yatmış gazetecilerin anılarını okuyunca dona kalıyorlar...
Tanımlayıcı olaylar vardır, bu ‘ceza’ da onlardan biridir.
Siyasal iktidar ile bağımsız basın organları arasındaki ilişkilerin tarihçesini 1860 yılında
Agah Efendi’nin çıkardığı Tercüman-ı Ahval ile başlatacak olursak, 150 yıllık geçmişte pek çok kara sayfa buluruz; ama bu son örnek, hem cezanın büyüklüğü, hem de pervasızlığı açısından özel olarak ele alınacaktır.
Konu, günümüz koşullarında, siyasi akıl açısından da değerlendirilebilir.
Siyasal iktidar şu sıralar ülkenin en önemli konularından biri olan Kürt sorununu çözüme kavuşturmak üzere demokratik bir açılım başlattığını öne sürüyor. Tek başına bunun altından kalkamayacağını itiraf ediyor, toplumun diğer kesimlerinden destek istiyor. Bu desteği
bulduğu söylenemez.
Hükümetin ‘sihirbazın çırağı’ konumuna düşmesi, yani açtığı kapaktan boşalan suları akıtacak bir kanal bulamaması olasılığı her gün artmakta. Ünlü masalda ilk boğulan da sihirbazın çırağından başkası değildi.
Kısacası, bu açılıma yaygın ve sürekli medya desteği çok önemli..
Ve tam bu sırada bu hükümet ne yapıyor?
Ülkenin en güçlü ve etkili medya kuruluşuna ölümcül darbeyi vurmaya kalkışıyor.
‘Demokratik açılım’ın en sıcak aşamasında böyle bir adım atmanın siyasal mantığını anlamakta zorluk çekiyorum.
Kaldı ki, o ‘açılım’ın en hararetli savunucularından bazıları bu grubun gazetelerinde ya da televizyonlarında çalışmaktalar!
Bağımsız medyaya karşı alınmış ‘ceza’, bu idam kararı, yalnızca basın tarihince değil, dünyanın demokratik kurumlarınca da değerlendirilip gereken yere konacaktır. Gelen tepkiler bunu gösteriyor.
Şu soru sorulacaktır: Kendileri demokrat olmayanlar demokratik açılım yapabilirler mi?