CHP ve din

29 Mart yerel seçim kampanyasının son dönemin seçim kampanyalarından en önemli farkı, laiklik eksenine dayanmaması. Uzun yıllardır ilk kez, taraflar birbirlerini laiklik...

29 Mart yerel seçim kampanyasının son dönemin seçim kampanyalarından en önemli farkı, laiklik eksenine dayanmaması. Uzun yıllardır ilk kez, taraflar birbirlerini laiklik konusundaki tutumlarına göre tanımlayıp hedef almıyorlar..
Bunun nedenlerinden birisi, kuşkusuz, Anayasa Mahkemesi’nin parti kapatma ve üniversitelerde türban konulu kararlarından sonra manevra alanının daralmış olması. Belli ki iktidardaki AKP, ‘laiklik karşıtı eylemlerin odağı’ olarak hüküm giydikten sonra şu dönemde riziko almak istemiyor.
Bundan önceki seçimlerde laiklik konusunu en yüksek perdeden gündeme getiren ulusalcı
kesimin Ergenekon davasıyla dağıtılmış ve sindirilmiş olmasının da laiklik gerginliğinin arka plana atılmasında bir rolü olduğu söylenebilir.
İşin en ilginç yanı, laiklik tartışmasının bir boyutu olan din istismarı konusunun bu kez ‘olağan şüpheliler’le değil, tam karşı kamptaki CHP ile bağlantılı olarak gündeme gelmesi: Bu partinin çarşaflı üye ve Kuran kursu ‘açılım’larından söz ediyorum.
Bu konularda ‘laik kesim’den yorumcular ikiye ayrıldı. Bir grup bunları CHP’ye yakışmayan ucuz politik oyunlar olarak eleştirirken, bu satırların yazarının da içinde bulunduğu bir azınlık CHP’nin ‘imaj onarımı’ operasyonunu daha anlayışla karşıladı:
Din istismarının ezeli kurbanı olan CHP bu açılımlarla din silahını etkisizleştirmeye çalışıyor olabilirdi.
Bugün ‘CHP’ye haksızlık’ başlıklı yazımdan sonra bir okurumdan aldığım bir analizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakın okurum Prof. Dr. Nebi Sümer ne diyor:
“Bulanık kafasını Baykal’a takmış aydınlar (ya da çoğu, ’kıza kıza CHPye oy verdim’ci narsistik seçkinler) yıllardır bitmez bir öfkeyle CHP’yi yerli yersiz eleştiriyorlar, haksızlık yapıyorlar. Bu da CHP’yi hep kendini savunmak zorunda kalan, sınırlarını çizmeye uğraşan, kendi sorunlarıyla boğuşmaktan dışarıya açılamayan ve ülke gündemini parti gündeminin önüne geçirmeyen bir parti konumunda tutuyor. Ne zaman CHP’de bu bulanık hava dağılmaya başlar ve sağlıklı bir kıvılcım çakar, hemen bir şekilde sağlı sollu bindirmeler de artıyor...
Yıllardır CHPde bunlar olurken, hızlı muhafazakârlaşma sonucu toplumda yaşam biçimi ya da inanç temelindeki ayrışma ve kutuplaşma keskinleşti.
Bu da toplumu bağlayan ortak değerlerin, sembollerin ve temsillerin zayıflamasına yol açarak siyası yarışmayı yaşam biçimi ve değerler ayrışması üzerine bindirilmiş, neredeyse bir yaşam felsefesi seçimine dayalı kimlik siyaseti yarışmasına dönüştürdü. Böyle bir yarışmanın gerçek demokratik kazananı ya da kazanımı olmaz. Sandıktan ya hep en manipülatif olanlar (Hatırlayın, 2002’de neredeyse Cem Uzan bile sandıktan çıkıyordu!) ya da yaygın yaşam biçimini temsil eden muhafazakâr çıkar...
Böylesi sağlıksız bir itiş kakışın, yaratıcı çözüm üreten dengeli, demokratik bir yarışmaya dönüşebilmesi için öncelikle dinin ve yaşam biçiminin politik alanda istismar ve ayrışma konusu olmaktan çıkarılması ve bireysel tercihler ya da ‘öteki’ korkusuna dayanan
kimlik siyaseti alışkanlığının kırılması gerekiyor.
Bence bunu Baykal çok doğru anlıyor. Bu nedenle CHP’nin açılım olarak adlandırılan yeni tutumunu hem samimi, hem de çok doğru buluyorum...”
Düşünmeye değer.