CHP'siz olmaz, fakat...

AKP iktidarının ilk beş yılı boyunca hükümet mensuplarından ve yandaşlarından en çok duyduğumuz şikâyet şuydu: "Bu CHP ile olmuyor!" Son günlerde ise aynı çevrelerden ve hiç beklenmedik başkalarından bunun tam tersini duyuyoruz: "CHP'siz olmaz!"

AKP iktidarının ilk beş yılı boyunca hükümet mensuplarından ve yandaşlarından en çok duyduğumuz şikâyet şuydu:
“Bu CHP ile olmuyor!”
Son günlerde ise aynı çevrelerden ve hiç beklenmedik başkalarından bunun tam tersini duyuyoruz:
“CHP’siz olmaz!”
Yalnızca yeni Anayasa yapma girişimiyle bağlantılı olarak söylenmiyor bu, Güneydoğu ya da Kürt sorununun çözümü için de söyleniyor.
Ve bunu dile getirenler arasında DTP’liler de var.
Yalnız dikkat: Burada CHP derken kastedilen yalnızca ana muhalefet partisi ve onun yönetici kadroları değil.. Hatta yalnızca son seçimlerde oyunu CHP’ye vermiş yüzde 25 dolayındaki halk kesimi de değil. Burada kastedilen potansiyel CHP seçmeni olarak görülen kentli, iyi öğrenimli, Batılı yaşam tarzını benimsemiş, meslek sahibi ‘Atatürkçü’ kitleler. 
Onların ülke içindeki siyasal ağırlıkları, öğrenimleri, becerileri, bağlantıları ve örgütlenme düzeyleri nedeniyle nüfus içindeki oranlarından çok daha fazla.
Türkan Saylan, birilerini kızdırmak pahasına, “Bizim iznimiz olmadan hiçbir şey olamaz” derken bunu kastediyordu. Siyaset sosyolojisi alanına
giren bir gözlemde bulunuyordu.
Evet, Aysun Kayacı ne kadar yakınırsa yakınsın, demokrasilerde çoban ile profesörün oyu eşittir. Ama toplumu etkileme ve dönüştürme gücleri eşit değildir. Normal koşullarda, profesörünki çobanınkinden 10 misli, 20 misli daha fazladır.
Bazen bu böyle değilmiş gibi görünebilir. Ama bu çok fazla sürmez. Çok radikal patlamalar ve kıyımlar olmadıkça, eski ‘elit’ler eninde sonunda üstün gelirler. Çünkü modern toplumsal yaşamın gerektirdiği bazı şeyleri çevredekilerden daha iyi bilirler.
Eski Sovyetler Birliği coğrafyasında hemen tüm yönetimlerin eski komunistlerin elinde bulunmasını nasıl açıklayacaksınız?
AKP, ham oy sayısına aldanarak, Türkiye’yi bu kesimleri ve onların potansiyel seçmeni oldukları CHP’yi görmezden gelerek, hatta yok sayarak yönetebileceğini sandı. İlk Anayasa değişikliği projesinde de, Cumhurbaşkanı seçiminde de bu kesimle uzlaşmak için samimi bir çaba göstermedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı bilmiyorum ama, bazı AKP’liler bu dışlayıcı yaklaşımın hata olduğunu anlamaya başlıyorlar gibime geliyor..
Ama bu keşfin çok başlangıcındalar.
Çünkü iyi anlamış olsalardı, Türkan Saylan’ın cenazesinde Teşvikiye Camii’nin avlusunu bu
kadar boş bırakmazlardı.
Hani sen bütün Türkiye’nin partisiydin? Hani her yerde vardın? O gün Nişantaşı’nda niçin yoktun? Bir demet çiçeğinle olamaz mıydın? 
AKP’nin, bu sosyolojik gerçeği kavraması
ve onlarla iletişim kurmak için yeni bir üslup gerçekleştirmesi gerekiyor.
Bu durum, o kesimin potansiyel seçmeni olduğu CHP’ye de ek bir sorumluluk yüklüyor tabii: Güneydoğu’da, ülkenin uzun dönemli çıkarı adına, sorunun değil, çözümün bir parçası olma sorumluluğu. Orada olma sorumluluğu.