Cumhuriyet nefreti...

Prof. Volkan, dincilerle etnik milliyetçileri yorumluyor: Osmanlı'nın yasını tutacak zaman olmadı. Şimdi geri geliyorlar.

Televizyon programı için geldiğinde aramızda konuşmadık, ama bir yerde okuduğuma göre, dünyaca ünlü psikanalist Prof. Dr. Vamık Volkan son zamanlarda yükselen aşırı dinci ve etnik milliyetçi hareketleri bir çeşit geç reaksiyon olarak görüyormuş:
"Yıkılan Osmanlı İmparatorluğu'nun yasını tutacak zamanımız olmadı. Hemen Cumhuriyet'in kutlamasına başladık. Ölülerimizi, kayıplarımızı çabucak örttük... Şimdi çeşitli şekillerde geri geliyorlar."
Psikanalize aşina olanlar bilirler. Bastırılmış duygular, acılar, dilekler ileride bir biçimde -daha çok nevroz ve hastalık biçiminde- geri gelirler.
Anlıyorum ki, Prof. Volkan laiklik ve Cumhuriyet karşıtı çıkışları, tutulmamış yasın geçikmiş rahatsızlıkları olarak görüyor. Onları sağlıksız buluyor ve kaygılanıyor.
Şu da var: bu sağlıksızlık, bastırılmış geçmişin değerlendirilmesindeki çarpıtmalarda da kendini gösterebiliyor. Çarpıtılmış geçmişten bakınca bugünün de çarpık algılanması ve diyelim ondan nefret edilmesi kaçınılmazlaşıyor.
Önceki gün Can Dündar, Milliyet'teki köşesinde o zaman Başbakan Yardımcısı olan MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ın 1974 yılında Suudi Arabistan temsilcisine söylediklerini yayımladı. Borç para isteyen Erbakan, şöyle anlatmış ülkesini:
"Yahudiler, yani Siyonistler uzun yıllardan beri Türk milletine hükmediyor. Büyük baskılar altında bulunduruyor. 40 milyon Müslüman'ı büyük bir hapishane koğuşuna tıkıp nefes aldırmıyor."
Evet, bu değerlendirmeye göre Türkiye, yani Cumhuriyet Türkiyesi, '40 milyon Müslüman'a nefes aldırmayan bir hapishane koğuşu'dur. İşin ironik tarafına bakın ki, daha sonra Başbakan olan Erbakan'ın Türkiye'yi şikâyet ettiği kişi, dünyanın en ilkel teokratik diktatörlüklerinden birinin temsilcisidir!
'El insaf!' demez misiniz?
Çarpık ve hayali bir geçmiş yaratarak bugünden nefret etme hastalığının belirtilerine son günlerde de sık sık rastlıyoruz. Bunlardan biri, genç bir İslamcı yazar, geçenlerde aşağı yukarı şöyle yazmış:
"Benim ülkem Tanzimat'tan beri Jakobenler sınıfının despotik yönetimi altındadır. Bu yüzden onlarla her yerde mücadele etmek lazım!"
Ne kadar kaba ve çarpık bir genelleme değil mi! Sanırsınız ki, Tanzimat'a gökten zembille inilmiştir, imparatorlukta her şey tıkır tıkır işlemektedir, çağa uymayı hedefleyen reformlara ihtiyaç yoktur, her şey 'Jakobenler sınıfı'nın Müslüman halka karşı komplosudur. Tarihe böyle bakarak, Cumhuriyet'e gelişin öyküsünü doğru anlayabilir misiniz?
Olanları doğru değerlendirebilir misiniz?
Cumhuriyet nefretiyle sonuçlanan çarpıtmanın liberal versiyonları da var elbette. Dr. Volkan'la bir sonraki sohbetimizde onları da konuşmak isterim. Tabii, sizlerle paylaşmak üzere.