Danışmak ve danışıyor gibi yapmak

Kumardan nefret ederim ama gençliğimde birkaç kez poker oynamıştım. </br>Oyunun iyice kızıştığı, paraların ciddi ciddi el değiştirmeye başladığı son evreye, belleğim beni yanıltmıyorsa, 'gelgel' denirdi.

Kumardan nefret ederim ama gençliğimde birkaç kez poker oynamıştım.
Oyunun iyice kızıştığı, paraların ciddi ciddi el değiştirmeye başladığı son evreye, belleğim beni yanıltmıyorsa, 'gelgel' denirdi. 'Gelgellere geldik' dendiğinde heyecan artar, oyunu seyretmeyenler bile toparlanıp dikkat kesilirdi.
Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde gelgellere gelmiş bulunuyoruz. Önümüzdeki 15 gün içinde potlar artacak, iş rest noktasına kadar gidebilecek gibi görünüyor.
Bu arada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan danışma turlarına başladı Bu çerçevede bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve kendi partisinin milletvekilleriyle de gruplar halinde görüşüyor. Eminim, Başbakan Erdoğan bunu biraz da İslami 'şûra' geleneğinin gereklerini yerine getirmek için yapıyor. Her ne olursa olsun, demokrasi açısından iyi bir şey.
Ancak, şu soru pek çok kimsenin kafasında kıpırdaşıp duruyor: Acaba Erdoğan gerçekten danışıyor mu, yoksa danışıyormuş gibi mi yapıyor?
Şöyle de sorabiliriz: Erdoğan, gerçekten henüz kararını vermediği için danışarak doğru kararı oluşturmak mı istiyor, yoksa kararını çoktan verdi de, salt ona meşruiyet görüntüsü kazandırmak için mi böyle yapıyor?
Eğer, ikinci şık doğruysa bunun siyasal etik açısından hoş olmayacağını söylememize gerek bile yok. Çünkü o zaman, danışılanlar (ya da danışılmış gibi yapılanlar) kadar, halk da kandırılmış ve yanıltılmış olur.
Evet, şu aşamada kesin bir şey söyleyebilmek mümkün değil. Erdoğan'ın deyişi ile 'niyet okuyuculuğu' yapacak değiliz. Gelişmeleri dikkatle izleyeceğiz.
Şunu unutmamak kaydıyla: İslam ülkelerinde 'şûra' ya da 'meşveret' kurumu daha çok bu ikinci amaçla, yani erk sahibi tarafından zaten alınmış olan kararı meşrulaştırmak amacıyla kullanılmış, despot yöneticilerin görünüşü kurtarma aracı haline gelmiştir.
Bizim laik rejimizde de, siyasal parti liderleri danışma kurumundan içtenlikle yararlanmak yerine, bir çeşit onaylama merasimi haline dönüştürmeyi tercih etmiştir...
Adnan Menderes kendisini uyarmaya çalışan 'yaylacıları' tasfiye edeceğine açık kulaklarla dinleseydi 20. yüzyıl siyasal tarihimiz çok farklı olabilirdi.
Danışmanın hangi amaçla yapıldığı kadar, nasıl yapıldığı da önemlidir. Bir lider konuşma mekânını, koşullarını ve soracağı soruları ayarlayarak istediği yanıtı alabilir. Hele, bizim lider sultasına dayanan siyasal partilerimizde, 'Ne dersiniz, cumhurbaşkanı olayım mı?' diye soran 'her şeye kadir' lidere, 'Hayır olmayın!' diyebilmek üstün bir medeni cesaret ve birikim gerektirir. Bunu 15-20 kişilik bir grubun içinde gerçekleştirmek ise, Kızılay Meydanı'nda intihar etmekten farksız olur.
Bu yüzden, AKP milletvekilleriyle yapılan 'meşveret', dışarıdan hoş görünse de, daha çok 'danışıyormuş gibi' yapma kategorisine girer gibime geliyor. İstenseydi daha dobra yöntemler bulunabilirdi.
Zaten, Erdoğan'ın adaylığına teknik argümanlarla karşı çıkmak mümkün değildir. Evet, bu Anayasa'nın ilgili maddelerine göre Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olabilir ve seçilebilir. Ancak, sorun o noktadan sonra başlıyor:
Pek çok açıdan haklı haksız tartışmalar ve gerginlikler yaratacak olan böyle bir seçim siyasal yapımıza ne yapar? Cumhurbaşkanlığı tartışmalı bir Türkiye genel seçimini huzur içinde gerçekleştirebilir mi?
Erdoğan, cumhurbaşkanı adayını seçerken bu soruların yanıtını da belirleyecektir.